Menu

Meme kanseri, risk, belirtiler, teşhis ve tedavi

meme kanseri

Kadınlarda en çok görülen kanser türü meme kanseridir. Akciğer kanserinden sonra ölümcül olan ikinci kanserdir. Meme bezi, meme başının etrafında bulunan 15-20 kadar lobdan meydana gelmektedir. Lobül adı verilen süt salgısını sağlayan birimlerin birleşmesinden loblar oluşmaktadır. Bu lobüller de meme başına doğru birleşen süt kanallarıyla bağlıdır.

Memede kan ve lenf damarları bulunur. Meme dokusu hormonların etkisiyle gelişmektedir. Salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının etkisiyle de süt kanalları ve lobüller büyüyüp gelişmektedir. Bu lobülleri veya süt kanallarını meydana getiren hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucunda meme kanseri gelişmektedir. Lobüllerle ilgili olan kanser türüne daha az rastlanmaktadır, ancak lobüller ile ilgili kanser türünün her iki memede birden oluşma olasılığı diğer meme kanseri türlerine göre daha yüksektir.

Enflamatuar kanser tipinde meme kırmızı, sıcak ve hassas durumdadır. Lenf damarlarında tıkanmaya sebep olduğu için kadının memesi ödemli, büyük ve portakala kabuğu gibi bir görünüme bürünür. Bu kanser türü seyrek görülse de hızlı yayılan bir kanserdir. Meme kanseri, ilk önce koltuk altı lenf bezlerine ve lenf damarlarına yayılır. Meme kanseri Kemik, akciğer ve karaciğere yayılırsa buna metastaz adı verilmektedir.

Meme kanserinde erken tanı ve tarama testi:

Meme kanserinde belirtilerin neler olduğu, hangi yaşlarda hangi testlerin yapılabileceği gibi soruların doktora sorularak takip edilmesi erken tanıda oldukça önemlidir. Herhangi bir şikayet yokken olması muhtemel bir kanseri erkenden teşhis etmek için uygulanan işlemler tarama testleridir. Bu sayede hiç şikayet olmadan da meme kanserini erken dönemde belirlenebilir ve tedavisine başlanabilir. Meme kanseri erken teşhis ile tedavi edilebilen bir kanser türüdür. Tanılamada kullanılan en yaygın ve en etkili yöntem mamografidir. 50 yaş ve üzerindeki her kadının aksatmadan her yıl mamografi çektirmesi gerekmektedir. Yakın ailesinde meme kanseri hikayesi olan riskli gruptaki kadınların da 40 yaşından itibaren mamografi çektirmeleri önerilen bir durumdur. Mamografi dışında başvurulabilecek diğer bir yöntem de hekim tarafından yapılacak olan meme muayenesidir. 20-40 yaşarı arasında olan kadınları 3 yılda bir, 40 yaş üzerindekilerin de her yıl doktora muayene olmaları gerekmektedir. 20 yaşını geçen kadınların banyoda sabunluyken her ay meme kontrollerini yapmaları, ayna karşısına geçerek daha önceden olmayan herhangi bir değişimin olup olmadığını kontrol etmeleri önerilmektedir.

 

Meme kanseri belirtileri:

Memede ele kitle gelmesi,

Memeden kanlı ya da bulanık akıntı gelmesi,

Meme başında ya da meme derisinde çekilme olması,

Memede meydana gelen büyüme, kızarıklık, ödem ve meme derisinin portakal kabuğu görünümünde olması,

Meme başında geçmeyen yara, ülser sorunu,

Kanser metastaz yapmışsa yani başka organlara atlamışsa, bu organlarda şikayetler oluşur. Kemikteyse kemik ağrısı, beyindeyse baş ağrısı, kusma, bulantı, baş dönmesi ve görme bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkabilmektedir.

meme kanseri tedavisi

Meme kanserine yakalanma riski:

Buradaki en başta gelen risk kadının yaşıdır. Yaş ilerledikçe özellikle 50 yaş ve üzerinde meme kanseri riski de artmaktadır. Yakın ailesinde meme kanseri hikayesi olması da bu kansere yakalanma riskini arttıran bir durumdur. Ailede meme kanseri olan yakınının menopoz öncesinde böyle bir kansere yakalanmış olması bu riski daha da arttırmaktadır. Daha önceden meme kanseri geçirmiş olan kadınların her geçen yıl yeni bir meme kanserine yakalanma olasılığı %1 artış göstermektedir. Bağırsak, rahim ve yumurtalık kanseri olan hastaların meme kanseri olma riskleri daha yüksektir. İlk adeti 12 yaş altında görenlerde ve menopoza 55 yaşından sonra girenlerde risk artış gösterir. İlk gebeliği 30 yaş üzerinde ve daha geç yaşayanlarda risk daha fazladır. Evlenmemiş kadınlarda ve sosyoekonomik durumu iyi olan bayanlarda sıklıkla görülmektedir. Menopozdan sonra aşırı kilo alınması meme kanseri riskini arttıran bir faktördür. Ergenlik döneminde yapılan fiziksel aktiviteler meme kanseri riskini azaltmaktadır.

Meme kanseri kalıtsal bir hastalık mı?

Meme kanseri türlerinin yaklaşık %5-10 kadarı kalıtsaldır. Anne ve babadan alınan bazı genlerin, meme kanseri olan kişilerde yapılan araştırmalarında hasarlı olduğu belirlenmiştir.

Meme kanseri teşhisi nasıl konulmaktadır?

Yapılan doktor muayenesinden sonra hastadan mamografi çektirmesi istenmektedir. Bu tetkiklerde şüpheli bir kitle ya da bir durum görülürse mamografiden sonra hasta genel cerraha gönderilir. Mamografi sonuçlarında şüpheli bir durum söz konusuysa hastaya ultrason uygulanır. Ultrasonda memedeki kitlenin katı mı yoksa sıvıyla mı dolu olduğu anlaşılabilmektedir. Kitle sıvı ile doluysa bu kisttir ve bu kistin içinden enjektör yardmıyla örnek alınarak mikroskop altında incelenir. Katı bir kitleden ise iğne ile girilerek parça alınır. Bu işlemler için genel anestezi uygulanmaz ve hastaneye yatmayı gerektirmez.

Meme kanserinde tedavi seçenekleri:

Tedavi iki kısma ayrılabilir. Hastalığın olduğu kısma etki eden tedavi şekline lokal tedavi denmektedir. Cerrahi uygulamalar ve radyoterapi bu grup tedavilerdendir. Vücuttaki başkaca bölgelerde bulunan kanserli hücreleri yok etmek için uygulanan tedaviye de sistemik tedavi adı verilmektedir. Hormon tedavisi ve kemoterapi de bu gruptaki tedavilerdir.

Uygun olan tedavi seçeneğinin belirlenmesi:

Başkaca bir organa atlamamış olan meme kanserinde ilk olarak tümörün cerrahi olarak çıkarılması yöntemine gidilir. Ameliyattan sonra da hastaya adjuvan tedavi uygulanır. Adjuvan tedavi, ameliyat sonrası gözle tespit edilemeyen ama kalması muhtemel az sayıdaki kanserli hücrelerin yok edilmesi için uygulanmaktadır. Bu tedavinin uygulanıp uygulanmamasına hastanın yaşı, menopozal durumu ve genel sağlık durumu belirleyici olmaktadır. Hastalara sadece kemoterapi ya da radyoterapi, gerekirse hem kemoterapi hem de radyoterapi uygulanabilmektedir. Kanserli hücrelerin çoğalmasını önlemek için ihtiyaç duyulan hormonları azaltmak ve ortadan kaldırmak için hormon tedavisi verilmektedir. Tümör cerrahi olarak çıkarılamayacak kadar büyükse önceden kemoterapi verilerek tümör küçültülür.

Tedavideki yan etkiler:

Tedavideki yan etkileri dört maddede incelemek mümkündür. Bunlar;

1- Cerrahi uygulama sonrasında, ameliyat edilen memenin bulunduğu taraftaki kol ve göğüs kaslarında geçici güçsüzlük olabilmektedir. Ameliyat bölgesinde karıncalanma, yanma, batma ve hissizlik olabilir. Koltuk altı lenf bezleri alındığı için lenf dolaşımı yetersiz olabilmektedir.

2- Radyoterapide memenin hemen arkasında yer alan akciğerler ve kalbin zarar görmesini önlemek amacıyla koruyucu kalkan levhalar kullanılmaktadır. Radyoterapi alan hastaların istirahat etmeleri önemlidir. Uygulama yapılan kısımdaki ciltte kızarıklık, kuruluk, kaşıntı ve hassasiyet oluşabilir. Tedavinin son kısmına gelindiğinde bu bölge ıslak ve akıntılı bir hal alır. Bu süreçte sıkı kıyafet ve çamaşırlar giyilmemeli, olabildiğince hava alması sağlanmalıdır.

3- Kemoterapi alan hastalar, kemoterapiden bir hafta sonra medikal onkolojide doktor kontrolünden geçirilmelidir. Yan etkileri ise verilen ilaçlara göre değişkenlik gösterebilir. Kemoterapiden 7-10 gün sonra kan hücrelerinde azalma olur. Bundan dolayı da diş fırçalama gibi en küçük eylemlerde bile kanamalar görülebilir.

4- Hormon tedavisinde yan etkiler, hastaya verilen ilaçlara göre değişkenlik göstermektedir. Bu tedavide verilen hormon ilaçları hastalarda sıcak basması, düzensiz adet görme ve vajinal kuruluk gibi şikayetler yapabilir. Hormon tedavisi alan hastaların menopozla ilişkili şikayetlerinde gelişme yaşanması kaçınılmaz bir durumdur.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.