Menu

Sıtma Nedir ? Belirtileri Nelerdir ?


Sıtma Nedir ?

Sıtma anofel cinsi sivrisineklerin ısırması ile insanlara bulaşan bir protozoonozdur. Hastalığın en önemli özelliği nöbetler şeklinde gelişen ateş, anemi ve splenomegali ile seyretmesi, başlangıçta akut seyirli, fakat tedavi edilmediğinde kronikleşme eğilimi göstermesidir. Dünyada halen yaygın bir hastalıktır

Parazitler sivrisinekler aracılığıyla taşınır. Sivrisinek, enfeksiyonlu bir insanı ısırdığında, kişinin kanındaki parazitler, sivrisinek tarafından emilir. Parazitler sivrisinekte bir hafta ya da daha fazla süre geliştikten sonra eğer bu canlı sizi ısırırsa parazitler kanınıza karışır. Ardından bu parazitler karaciğerinize girer ve orada gelişerek çoğalır.

Bir süre sonra, parazitler karaciğeri terk ederek alyuvarlara girer. Bu durum birkaç gün ya da aylarca sürer. Parazitler, şişerek gözle görülür hale gelene kadar, alyuvarlarda daha çok parazit üretirler. Böylece kan dolaşımına yeni parazitleri girmiş olur. Bunlar daha fazla sayıda alyuvarın hastalanmasına neden olur. Parazitler karaciğerdeyken kendinizi hasta hissetmeyebilirsiniz fakat parazitler kan hücrelerinizi etkilediğinde, belirtiler ortaya çıkmaya başlar.
Aşağıdaki ülkeler dahil, 90’dan fazla tropikal iklimli ülkede sıtma riski yüksektir:

•Afrika’nın tropikal bölgeleri
•Orta Amerika
•Dominik Cumhuriyeti
•Haiti
•Hindistan
•Orta Doğunun tropikal bölgeleri
•Güneydoğu Asya

Belirtileri Nelerdir

Sıtma hastalığı yapan dört tip plasmodium vardır. Belirtiler de bu tiplere göre değişiklikler gösterir. Ancak hepsinin ortak özelli­ği baş ağrısı, titreme, terleme, kol ve bacaklarda ağrıdır. Alyuvar­ların içinde bölünüp çoğalan merozoitler kana karışırlarken has­tanın ateşi yükselir.

“Malaria” tipi plazmodiumun sebep olduğu sıtmada parazi­tin karaciğerde kalış müddeti 8 gündür. Alyuvarlara hücumları ve tekrar kana karışmaları 72 saat sürer.

“Falcifarium” tipi plazmodiumlar karaciğerde 6 saat kalır­lar. Alyuvarlarda kalış ve kana geçiş zamanları düzensizdir. Bir kısmı gelişip çoğalırken bir kısmı beklemede kalırlar. Bu sebeple falcifarium sıtmasına “habis sıtma” adı verilmektedir. En tehlike­lisi de budur. Parazitler, kümeler halinde beyin, omirilik, akciğer ve böbreküstü bezlerinin kılcal damarlarına hücum ederek onları tıkayabilirler ve âni ölümlere yol açabilirler. Hastalığın ağır geç­mesi halinde alyuvar yıkımı olarak tarif edebileceğimiz “karasu humması” görülebilir.

“Vivaks ve Ovale” tipi plazmodiumların ise karaciğerde ka­lış müddetleri 8 gündür. Alyuvarlarda kalış ve kana tekrar geçiş­leri 48 saatte tamamlanır.

Malaria, Vivaks ve ovale tipi plazmodiumların hepsi karaci­ğeri terketmezler. Bir kısmı karaciğerde kalarak çoğalmaya de­vam ederler.

Teşhis Ve Tedavi

Eğer bir sene öncesinde, sıtma riski bulunan bir bölgede seyahat ettiyseniz ve ateş ya da grip gibi bir hastalık nedeniyle hastalandıysanız en kısa zamanda doktorunuza başvurun. Ona sıtma riski bulunan bölgede seyahat ettiğinizi belirtin. Uzmanınız hastalık geçmişinize bakıp sizi muayene eder. Parazitleriniz için kan testleriniz yapılır. Sıtma reçeteli ilaçlarla iyileştirilebilir. İlaçların türü ve tedavinin süresi sıtmanızın türüne, yaşınıza ve ne kadar hasta olduğunuza bağlıdır.

Korunma

Hastalığı geçirenlerde türe özgü bağışıklık kalabilir. Korunma için sıtmanın endemik olduğu bölgelere gideceklere kemoprofilaksi yararlıdır. Klorokin ve primetamin kombinasyonu verilebilir. Plasmodiumların çeşitli formlarına karşı etkili bir aşı elde edilmesi çalişmaları halen sürmektedir. Sıtma ile savaşın bir başka yanı da vektör olan anofel ile savaştır. Bu amaçla olgun sivrisinekler ve larvaları ile mücadelede çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Özellikle bataklıkların kurutulması gibi çalışmalar sıtmanın önlenmesinde son derece yararlıdır. Yapılan tarımla ilgili olarak özellikle çeltik tarlaları olan ya da durgun suların bulunduğu yerlerde sıtma mücadelesi yapılması gereklidir. Sıtmanın yayılımı coğrafi olarak da kontrol edilebilir ve mutlaka yeni bir uygulama yapılırken bu açıdan da değerlendirilmelidir. Baraj gölleri ya da küçük sulama göletleri çok amaçlı olarak oluşturulurken hiç beklenmedik şekilde sıtma olgularının ortaya çıktığı daha önceki yıllarda görülmüştür.

Türkiye’de Sıtmanın Durumu

Cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle Antalya yöresinde yaşayan insanların %75’inin sıtma hastalığına yakalandığı bilinmektedir. Gerek işgücü, gerekse ekonomik kayıplara yol açması nedeniyle sıtma hastalığına büyük önem verilmiş; 1926 yılında bu hastalık için dikey bir örgütlenme oluşturularak yoğun bir savaşıma girişilmiştir. 1940’lı yıllarda DDT’nin de kullanılmaya başlanılması, sağlık çalışanları ve halkın bu konuda duyarlı olması sonucunda 1970 yılında saptanan olgu sayısı yalnızca 1.260 olmuştur. Bu tarihten sonra sıtmaya verilen önem azalmış ve olgu sayılarında büyük artışlar gözlenmeye başlanmıştır.

Sıtma insidansının yıllara göre dağılımı incelendiğinde, 1925-1945 yılları arasında, sıtma savaşımının yoğunlaştırılması, daha önce saptanamayan olguların saptanmış olması ve İkinci Dünya Savaşı sırasında sıtma savaşımında gerekli çalışmaların yapılamaması nedeniyle olgu sayısı yüksek görülmektedir. 1945 yılından sonra çalışmalara hız verilmiş ve 1970 yılında sıtma insidansı yüz binde 3.55 olmuştur. Bu tarihten sonra gerek sağlık çalışanları ve gerekse halktaki duyarlılığın azalması sonucunda ülkemizde 1977 (yüzbinde 293) ve 1994 (yüzbinde 139.38) yıllarında iki epidemi yaşanmıştır. 1994 yılındaki epidemiden sonra çalışmalara hız verilmiş ve 1998 yılında insidansı yüzbinde 57.92’ye gerilemiştir.

Ülkemizde sıtma savaşımında kanlar; aktif sürveyans, seçici aktif sürveyans, pasif sürveyans ve kitle taramaları ile toplanmaktadır. Kanların %75-80’i aktif sürveyans ile toplanmaktadır. Yıllar itibariyle toplanan kan sayısı azalmakla birlikte her yıl yaklaşık 1.600.000-1.700.000’dür. Alanda özellikle seçici aktif sürveyansın uygulanmasına bağlı olarak toplanan kan sayısı azalmaktadır.

Türkiye’de sıtma olgularının stratalara göre dağılımı incelendiğinde, 1980’li yılların sonlarına kadar Strata 1A, olguların en sık görüldüğü bölgedir. Bu bölgeye özgü yürütülen çalışmalar sonucunda 1998 yılında saptanan olgu sayısı 1.344 olmuştur. Bununla birlikte Strata 1B olguların sık görülmeye başlandığı bölge olarak dikkat çekmektedir.
1998 yılı itibariyle bu bölgede saptanan olgular, ülke genelinde saptanan olguların %89’unu oluşturmaktadır. Bu sonuç göz önüne alındığında çalışmaların yoğunlaştırılması gereken bölgenin Strata 1B olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’de sıtma olgularının mevsimsel özelliği, subtropikal bölgede yer alması ve sivrisineğin aktivitesine bağlı olarak Mart ayında artmaya başlamakta, Temmuz-Eylül aylarında en yüksek düzeylerine ulaşmakta ve Ekim ayından sonra düşmektedir.

Sıtma olgularının yaş gruplarına göre dağılımı yıllara göre bir değişiklik göstermemektedir. Olguların büyük bir kısmı 15 yaş üstü gruptadır. 0 yaş grubunda yıllara göre olgu sayısında bir yükselme söz konusudur. Bu yükselme özellikle GAP Bölgesi’nde yer alan Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman ve Siirt illerinden kaynaklanmaktadır.
Türkiye’de saptanan olgular P. vivax etkenine bağlı olarak gelişen olgulardır. 1993-1998 yılları arasında dış kaynaklı olmak üzere 85 P. falciparum, dört P. malaria ve bir P. ovale olgusu saptanmıştır. Bu olguların büyük bir bölümünü Afrika ve Uzakdoğu ülkelerinden gelen kişiler oluşturmaktadır.

Ülkemizde sıtma olgularının çoğunluğu yerli ya da emporte olgu olarak sınıflandırılmaktadır. Olgu sınıflandırılması yıllara göre ele alındığında yerli olgu oranı artmaktadır. 1980’li yıllarda yerli olgular toplam olguların %60’ını, emporte olgular %27’sini oluştururken, 1998 yılında yerli olgular %83, emporte olgular %17 olarak saptanmıştır. Bunun nedeni, son yıllarda GAP’ın devreye girmesi ile 1980’li yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden Çukurova-Amik Ovası Bölgesi’ne tarım alanında çalışmak için göçer işçilerin bu bölgeye daha az gelmeleridir.




Son 50 Yorum
  1. Fatma
  2. Fatma
  3. esma ışık
  4. ismail
  5. özlem taşyapar
  6. aleyna
  7. aleyna
  8. berna

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.