Menu

Cüzzam Hastalığı Nedir Nasıl Bulaşır ?


Cüzzam hastalığı hakkında bilgi

Halk arasında bilinen adıyla “lepra mikrobu” denilebilecek bu hastalığın, hem deri yapısını hem de sinir sistemini oldukça etkileyebilecek türde bir hastalık olduğunu söylemek mümkün olmaktadır. Bu hastalığın en bilindik özelliği, bulaşmasından bu kadar korkulan bir hastalık olmasına rağmen herkese bulaşıcı özellikte olmayan bir hastalık olmasıdır. Bunun sebebi bu hastalığa karşı vücudun geliştirdiği bağışıklık durumunun çoğu bireyin vücudunda var olmasıdır.

Cüzzam hastalığının kapılma durumu ise hastalıkla alakalı genetik olarak bir bağışıklık sistemi bulunmaya kişilerin mikropla bir şekilde karşılaşma ihtimallerinden sonra mikrobu direkt olarak kapma şansının bulunmasıdır. Hastalığın ilk ortaya çıktığı dönemlerde, bu hastalığa yakalanan kişiler dış görünüşleri açısından korkutucu bir görünüme sahip olduklarından halk tarafından dışlanarak toplum dışında olan yerlerde yaşamaya mahkum edilmişler, böylelikle de bu hastalığın tedavisinin bulunması ortaya çıkmasından çok sonraki yıllara kalmıştır.

cuzzam-hastaligi

Hastalık için  cüzzam bulaşıcı mı soruları çok araştırılmış; sonuç olarak bulaşıcı olduğunu söyleyenler de bulaşıcı olmadığını söyleyenler de var olmuştur. Bunun dışında hastalığın insandan insana bulaştığı düşüncesine inanılmaktadır ancak kesin olarak insan metabolizmasından insan metabolizmasına bulaştığı gerçeği de henüz kanıtlanabilmiş bir gerçek değildir.

Tarihçesi

Cüzzam hastalığının ilk kez bir insan metabolizması üzerinde ortaya çıktığı tarihler hakkında günümüzde dahi hala kesin kayıtlar ve veriler bulunmamaktadır. Bununla birlikte hastalığın ilk kez tanısının koyulduğu bir yazılı belge bulunmuş ve bu belgenin milatta önce 600’lü yıllara ait olduğu söylenmiştir. Ayrıca varsayılan başka bir doğruya göre de, milattan önce 16. ve 13. yüzyıllar arası Çin uygarlıklarında, Mısır ve Hint uygarlıklarında bu hastalığın var olduğu ve bilindiği söylenmektedir.

Hastalığın tarihçesinde; bazı kaynaklarda bu hastalığın Avrupa topraklarına Hindistan’dan Büyük İskender’in ordusuyla geldiği söylenmekte, bazı kaynaklarda Roma askerleriyle birlikte bu hastalığın oluşma başladığı iddia edilmektedir. Özellikle Haçlı seferleri gerçekleştirilirken, bu hastalığın gün geçtikçe yayılması durumunda az önce de belirttiğimiz gibi halk cüzzam hastalarına çok da olumlu davranmamış ve hepsini yaşamsal alanlardan uzak yerlere gitmeye zorunlu bırakmıştır.

cuzzam-goruntusu

Günümüzde ise cüzzam hastalığına olan yaklaşımların geçmişle hiç bir alakası kalmamış, aksine cüzzam hastalığına yakalanan kişiler normal tedavi süreçlerine başlayıp devam ettirebilmektedirler. Bunun dışında geçmişte cüzzam hastalığı tüm dünyadaki ülkelerde rastlanabilen bir hastalık haline gelmişken, günümüz koşullarında sadece tropikal iklimlerin görüldüğü ülkelerde ve nemli ülkelerde görülmektedir. Yaşayış tarzı olarak küçük alanlarda kalabalık yaşayan ailelerde, yeterli beslenemeyen ailelerde görülen cüzzam; ülkemizde 1983 yılından 2002 yılına kadar da toplam 561 kişide ortaya çıkmıştır. Türkiye topraklarında toplam 2605 adet cüzzam hastası bulunmaktadır.

Cüzzam hastalığının türleri

Cüzzam hastalığı kendi içerisinde iki ayrı ara tip ve iki ayrı ana tip olarak sınıflandırılabilecek bir hastalıktır. Ara tipler dediğimiz indetermine tipi cüzzam ve borderline tipi cüzzam; ana tipler ise tüberkiloit tipi cüzzam ve lepramatöz tipi cüzzamdır. Ayırdığımız hastalık tiplerinin kendi içerisinde göstermiş oldukları özellikler ise şunlardır;

  • İndetermine tipi cüzzam : Vücut üzerinde sadece ufak bir leke şekilde kendisini gösterir. Bu leke bulunduğu alanın etrafına doğru yayılabilir ve his bozuklukları da yaratabilir.
  • Borderline tipi cüzzam : Bu cüzzam çeşidi bir nevi ara form olduğundan, ana formlardan olan tüberküloit ve lebramatoz cinsi cüzzam hastalıklarına özgü özellikler gösterebilmektedir. Yani vücutta oluştuktan sonra gelişim aşamasında iki tip hastalıktan hangisine daha yakın belirtiler gösteriyorsa o tipe yaklaşık olarak hastalık süreçleri geçirilebilir.
  • Tüberküloit tipi cüzzam : Bu tip cüzzam çeşidi geçirildiğinde yüz felci meydana gelmektedir. El kaslarına da bir çeşit felç indiğinden ellerdeki görüntü tıpkı bir hayvan pençesi gibi görünüme kavuşulmasına neden olmaktadır. Sinirler hasar gördüğünden cüzzam hastalarının ağrı hislerinin ve sıcağa değme hislerinin ortadan kalktığı belirlenmektedir. Ter bezleri çalışmayı durdurur bu sebepten ötürü de deride döküntüler başlamaktadır.
  • Lepramatöz tipi cüzzam : En kötü duruma getiren cüzzam tipi bu tiptir. Vücutta direnç denen durum kalmamakta, çok sayıda leke vücudun her alanına yayılmaktadır. Bu lekelerin çıktığı alanlarda duyu kaybı meydana gelmekte; bunun dışında cinsel organda, yüzde, göğüs başlarında da “leprom” ismi verilen sert yapıdaki kahverengi renkli lekeler meydana gelmektedir. Ayrıca bu leprom denilen lekelenmeler ileriki dönemlerde parmak kopmasına, burun çökmesine, göz kapaklarının düşmesine, damak yapısının delinmesine ve ses desibelinde ciddi düşüşlere sebep olmaktadır. En son raddeye gelindiğinde ise artık gözler kör olabilmekte, kısırlık sorunu meydana gelebilmekte ve kemik iltihapları oluşabilmektedir.

Belirtileri nedir?

  • Dirsek ve diz yapılarında yaraların oluşması
  • Vücutta herhangi bir bölgede kabarmayan açık renkli lekelerin oluşması
  • Yüzde ödem birikmesi
  • Genç yaştaki bireylerde burun tıkanıklığı ve burun kanamalarının sıklaşması
  • Ön kolun iç kısmındaki bölgede duyu eksikliğinin yaşanması
  • Kulaklarda ve alın derisinde mor renge yakın sert nodüllerin oluşması
  • Ellerin parmak yapılarında özellikle 4. ve 5. parmakların avuç içine doğru kıvrılması
  • Kollarda ve bacaklarda sinirsel olarak ağrılanmaların yaşanması
  • Alt göz kapaklarının kapanma yetisini yitirmesi

Tedavisi Süreci

Cüzzam hastalığının tedavisine ilk olarak vakit kaybedilmeden ilaç tedavisi ile başlanmaktadır. Gerek görüldüğü takdirde bir kaç ilaç kombinasyon yapılarak da kullanılabilmektedir. Buradaki asıl amaç, bu uygulamayı yaparak vücuttaki bakterilerin sayısını en aza indirmektir.Tedavi süreci ilerleyip hasta iyileşmeye başladıktan sonra, ilaç tedavisine son verilmektedir.

Tedavi sona erse de, hastalığın vücutta yaratmış olduğu izlerin önüne geçilememektedir. Bu yüzden öncelik olarak sinir ve duyu kayıplarını telafi edebilmek adına tendon nakilleri ve sinir nakilleri yapılarak hissizleşmiş bölge tedavi altına alınmaya çalışılabilir. Bundan sonrasında da yüzde oluşmuş yara izleri için de plastik cerrahi uygulamaları yapılabilmektedir.

Bu hastalığın tedavi aşamasında her şeyden önce en önemli olan kural enken teşhis yapılabilmesidir. Bu şekilde hastalığın verebileceği zarar en aza indirilip sonraki süreçlerde de hastanın maddi ve manevi olarak daha rahat bir yaşam sürmesi sağlanabilir. Zaten cüzzam hastalığının normal tedavisi devlet katkısıyla birlikte karşılanmaktadır.

 




Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.