Menu

Şeyh Said İsyanı

seyh-said-isyani

Şeyh Said isyanı nedir?

1925 yılının Şubat ayıyla Nisan ayının arasında gerçekleştirilen Şeyh Said isyanı, o dönemlerde “Genç Hadisesi” olarak adlandırılmış; hem Kürt aşiretlerin hem de Zaza aşiretlerinin destekleriyle merkezi yönetime karşı bir başkaldırı olarak Güney Doğu Anadolu’da meydana gelmiştir. Şeyh Said denilen kişinin etrafındaki genç isimler, Diyarbakır’da yer alan Piran köyünde bir jandarmayla çatışmış, bu çatışma sonucunda olaylar büyüyerek bir isyan haline dönüşmüştür. Bu çatışmadan sonra Şeyh Said ve müritleri; Darahini isimli bölgeyi basmış, hem valiyi hem de valinin yanında çalışan görevlileri esir almışlardır. Bu baskınları “İslam dinini kurtarma” adı altında yapan Şeyh Said, bu düşüncelerini bir bildirge oluşturarak halka dağıttı ve onları da bu ayaklanmaya katılmaya davet etti. Kendisini bu hilafet uğruna yapılan ayaklanmanın da başı ilan etti. İlk çıkış noktası İslam şeriatının getirilmesi olan bu ayaklanma daha sonrasında Kürt istiklal hareketine dönüşmüştür. Şeyh Said yanına Botan, Mıhellemiler ve Mistan aşiretlerini de alarak Bingöl üzerinden Diyarbakır’a saldırdı. Diyarbakır’da Ergani, Maden ve Siverek’i ele geçirdi. Şeyh Said’in emirleri altında olan Şeyh Abdullah ve grubu ise aynı tarihlerde başka bir ayaklanma gerçekleştirip Varto’yu işgal ettiler. Buradan Muş’a geçmeye çalıştıklarında halkın karşılarına çıkmasıyla çatışmalarında mağlup olarak tekrar Varto’ya geri döndüler. Bu sırada hükümet olaylara el atarak 21 Şubat’ta doğu bölgesinde sıkı yönetim ilan etmiştir. Sıkı yönetimden 2 gün sonra hükümetin birlikleri Kış Ovası’na giderek Şeyh Abdullah’ın adamlarıyla çatışmış ancak mağlup olarak Diyarbakır’a çekilmişlerdir. Bu olayın ertesi günü, yine Şeyh Said’e bağlı olarak faaliyet gösteren Şeyh Şerif ve adamları Elazığ’a girmiş ve kenti ele geçirerek yağmalamaya başlamıştır. Mart ayına girildiğinde Şeyh Said, kendisine bağlı 10.000 kişi ile Diyarbakır’a girdi. Kuşatmanın başlıca yöneticisi Şeyh Said’di ve sürekli dışardan destek alarak daha da genişliyorlardı. Hükümetin gönderdiği garnizon bir kaç gün boyunca kendileriyle savaşarak şehri kurtarmayı başarsalar da aynı tarihlerde bir gece yarısı şehre tekrardan baskın uygulayarak şehirde yaşayan Kürtlerin de desteğiyle Şeyh Said ve müritleri Diyarbakır’a tekrar girmişlerdir. Hükümetin garnizonu tekrardan bu grupla 7 Mart’ta ve 8 Mart’ta ağır bir şekilde çatışarak şehri geri almış ve Şeyh Said’in arkasındaki grup çok büyük bir bozguna uğratılmıştır. Bunun üzerine Şeyh Said de şehirden ayrılma kararı almıştır. Şeyh Said, tüm bu olaylar yaşanırken yanına daha fazla yandaş toplamak ve halkı galeyana getirmek için 13 Şubat 1925’te camide şu sözlerle bir vaaz vermiştir:

seyh-said-isyaninin-bastirilmasi

“Medreselerimiz kapatıldı. Din ve Vakıflar Bakanlığı da yok edildi. Tüm din mektepleri Milli Eğitim’e bağlandı. Gazetelerdeki bir takım dinsiz yazarlar İslam’a hakaret etmeye ve Peygamberimize hakaret etmeye başladılar. Benim elimden gelen bir şey olsa, bugün dahi bizzat kendim onlarla dövüşür ve dinin değerinin korunmasına gayret ederim.”

 Atatürk’ün Şeyh Said İsyanı’na müdahalesi 

Mustafa Kemal, olaylar daha yeni başlamışken bir an önce müdahale edilmesi gerektiğini anlayıp İsmet İnönü’yü Ankara’ya çağırmıştır. Ailesiyle birlikte İstanbul’a gelen İnönü’yü Çankaya’ya götüren Atatürk, İsmet Paşa’ya olayları baştan sona anlatarak doğu bölgesinde ortaya çıkan “din elden gidiyor” bahanesiyle yaratılan ayaklanmanın olduğunu ve bunun İngiliz destekli olduğunu söylemiştir. Tabi İsmet Paşa’nın apar topar İstanbul’a gelmesi de bir çok dedikoduya sebep olmuş, o sıralarda görevde olan başbakan Ali Fethi Okyar’ın görevden alınarak yerine İsmet İnönü’nün getirilip bir çok yeniliklerin de yapılacağı konuşulmaktaydı. O aralar Ali Fethi Bey’le İsmet Bey’in de aralarının açık olması tansiyonu iyice tırmandırmıştır. Aynı zamanlarda olayların çözümü için pek çok fikir geliştiren İsmet İnönü’nün aksine Ali Fethi Okyar, ayaklanmayı ciddi bir hadise olarak görmeyerek çok da kafa yormamış, ayaklanmayla bastırılabilecek küçük bir durum olarak görmüştür. Bunun üzerine Mustafa Kemal Atatürk, Ali Fethi Bey’i görevden alarak yerine 3 Mart günü İsmet İnönü’yü getirmiş ve yeni bir hükümet yapısı kurmasını söylemiştir. Ertesi gün TBMM’de “Takrir-i Sükun Kanunu” kabul edilmiş ve hükümetin çalışmaları için kendisine olağanüstü yetkiler tanınmıştır. Diyarbakır’da ve Ankara’da yeni İstiklal mahkemelerinin kurulması kararlaştırılmıştır. Tüm bunların olduğu sıralarda hala Şeyh Said’İn kuşatması altında olan Diyarbakır’a müdahale edilmiş, Şeyh Said’in adamları ve müritleri tek tek bölgeden temizlenmeye başlamıştır. Son olarak 26 Mart günü ağır bir baskın harekatı düzenleyen askeri ordu tek tek önce Solhan bölgesinde, Palu bölgesinde ve Varto bölgesinde ardarda baskınlar düzenleyerek Şeyh Said’i ve en yakın müritlerini yakalamışlardır. Şeyh Said’i destekleyen Kürt Teali Cemiyeti’nin reisi Seyit Abdülkadir ve arkadaşları da yakalanarak Diyarbakır’a getirildiler, yargılanma süreçlerinin ardından Seyit Abdülkadir’in de aralarında olduğu 6 kişi idam edilmişlerdir. Daha sonra Diyarbakır Şark İstiklal Mahkemesi’nden çıkan kararla Şeyh Said’in de aralarında bulunduğu 48 kişinin idam cezasına çarptırılması onaylanmıştır. İnfazlar, ilk önce Şeyh Said’den başlanarak ertesi gün sona ermiştir. Şeyh Said İsyanı’nın çok geç kalınmadan bastırılması, Doğu Anadolu bölgesinde ve Güney Doğu Anadolu bölgesinde olası bir bölünmeye karşı denetim sağlanmasına çok büyük katkıda bulunmuştur.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.