Menu

Mekanik saatin icadı

mekanik saat

Mekanik saatin icadı

10. yüzyıla kadar zamanı ölçmenin en iyi yolu su saatleriydi. Suyun sürekli akmasıyla çalışan bu araç, görünüm estetiğini sağlamak amacıyla zamanla eklenen bazı mekanizmalar nedeniyle karmaşık bir hal almıştı. 807 yılında Harun Reşit’in Şarlman’a hediye etmiş olduğu saat bunun en belirgin örneğidir. Bu saat, akan suyun belirlenmiş olan düzeylere gelmesi neticesinde, her saat başı bir kapakçığın açılmasını sağlamakta, buradan düşen bilyeler de bir zilin üzerine düşmekteydi. Kapakçık sayısının 12 olduğu bu saat, bir takım yaylar ve zembereklerle hareket etmekte olan otomatlar sayesinde sağlanmaktaydı.

Mekanik saatlerin gelişimi

Su saatinin çalışma şeklini gören bir kişi, bu mekanizmanın su yerine kum ya da sicime bağlı bir çakıl parçasını itemez mi diye fikir yürüttü. Bu fikir, Arşimet’ten sonra unutulmuş olan dişli çarkların ve tokmaklı zillerin 13. yüzyılda kullanılmaya başlanmasından itibaren uygulanmaya başlamıştır. Saatin kaçı gösterdiği, ortaçağ döneminde kimsenin umurunda değildi. İnsanlar manastırlardaki saatlerle yetiniyordu. Manastırlarda saatler tören saatlerini belirlemek için kullanılıyor, gündüz vaktinde ya güneş kadranı, su ya da kum saatiyle, gece vakitlerinde de yıldızların durumuna göre ayarlanmaktaydı.

Bu süreçten sonra yavaş yavaş mekanik saat, yani itici ağırlıkların kullanılması gelişmekte ve daha eski metotların yerini almaya başlamaktaydı. Geliştirilen saatler, farklı perdelerde çan sistemleri ve hareketli sahnelerin temsil edildiği süslemelerle birer sanat eseri durumuna gelmekteydi. Strasbourg Katedralinde bulunan 1354 yılında tamamlanmış olan saatte bir kadran, dişli çark sistemi, her saat başında gidip gelen ve Meryem ana heykelinin önünde secdeye kapanan ayin alayı heykelcikleri bulunmaktaydı. Avrupa’da birçok saat yine bu dönemin eserleri arasındadır. Çok büyük ustalık ve beceri gerektiren bu saatler, 13. yüzyılda ilk özel saatlerin üretildiği Nurenberg’de üretilmekteydi. Bu dönemde yapılan saatler, çok pahalı olduklarından ancak zengin ve nüfuzlu kişilerin sahip olabildiği saatlerdi. Fazla bir süre geçmeden, itici ağırlıkların yerini zembereğin alması sebebiyle, saatler hantal ve ağır aletler olmaktan çıkıp, taşınabilir duruma gelebildiler. Bu sayede, birçok insan saat kullanmaya ve yaygınlaşmaya başlamıştır.

Peki, mekanik saatin icadı medeniyetlere ne sağlamıştır? Derseniz, gelişen insanlık ve teknolojinin yaklaşık değerlerde bir saat ölçümüne artık tahammülü kalmamıştı. Dakik ve zamanlı çalışmak, insanların verimini ve üretim verimliliğini büyük ölçüde arttırmaktaydı.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.