Menu

Matbaa Nedir ?

matbaa-nedir

Matbaanın anlamı

Matbaa kelimesinin anlamı; resimleri, yazıları ya da bir takım şekilleri bir derinin, bir kağıdın ya da bir kumaş malzemesinin üzerine özel bir teknik yardımıyla baskı halinde çıkarmak; bu çıkan ilk nüsha sonrasında aynı işlemi defalarca kez tekrarlayarak pek çok kopya üretilmesini sağlayan sistemler ve makineler bütünlüğüdür.

İlk olarak “baskı makinesi” olarak bilinmekte olan matbaa, kelime kökeni olarak Arapçadan gelmektedir. Matbaayla eş anlamlı olarak “baskı aleti”, “basım evi”, “basım alanı” ya da “basım yeri” kelimelerinin de kullanıldığı bilinmektedir.

Matbaanın ilk keşfedilişi

Matbaanın ortaya çıkmadan önceki sürecinde yazılan tüm yazıtlar el gücüyle yazılsa da, zaman içerisinde kopyalarının yazılması için elde yazmak yazarlara zor geldiğinden ötürü başka yöntemler denenmeye başlanmıştır. İlk olarak taşlar ya da ağaçlar kalıplar şeklinde ya da damga şeklinde oyularak baskı tekniği oluşturulmuştur. Baskı tekniğinin ortaya çıkartılmasıyla bağlantılı olarak matbaa sektörü de yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır.

Çok eski tarihlerde ilk olarak kil ve bal mumunun üzerine silindir şekline sahip kalıpların ve damgaların oluşturulmasıyla ortaya çıkartılan matbaa sektörü, daha sonrasında tuğlaların üzerine metal ya da tahta kalıplara oyuntuların yapılması şeklinde devam etmiştir.

Milattan sonra ikinci yüzyılda tam olarak Çinlilerin geliştirmeye devam ettikleri matbaa sektöründe, ilk olarak Budistlere hitap eden metinler baskıya sokulmaya başlanmıştır. Mermer malzemesinden oluşan levhalara çizilen şekillere ve yazılan yazılara ıslak kağıt bastırılarak, kağıdın üzerine çıkan kabartmaların üzerine de mürekkep sürülerek anlamlı şekiller ve yazılar ortaya çıkartılmıştır.

 

Zaman geçtikçe mermer levhaların yerine ağaç baskıları tercih edilmeye başlanmıştır. Ağaçtan üretilmiş blokların üzerine hem şekiller hem de harfler kabartma şeklinde oyulmuştur. Basım aşamasında da bu ağaç blokları, fırçalarla mürekkeplendirilmiştir. Mürekkeplenen kısımların üzerine de kağıtlar bastırılarak da bu baskıların kağıda geçmesi sağlanmıştır. Anlattığımız bu teknik sayesinde milattan sonra 8. ve 9. yüzyıllarda önemli kutsal metinler basılabilme imkanı bulmuştur.

Devam eden süreçte 11. yüzyılda Çin’de bir bilim adamı olarak yaşamını sürdüren Sheng isimli bir adam, matbaa içeriğinde metin oluşturulurken ortaya çıkartılan harfleri; hem kil hem de tutkalla birlikte karıştırıp pişirerek teker teker hazırlama formülünü keşfetmiştir. Hazırladığı bu malzemeleri teker teker bir demir levhanın üzerine dizdikten sonra üzerlerine mum, kağıt külü ve reçine dökerek bir kalp haline getirdi. Hazırladığı bu yeni malzemeyi de ateşte bir miktar ısıtarak içeriğinde bulunan harflerin iyice katı bir biçime girmesini sağladı. Kalıplaşmış levhanın üzerine mürekkep sürerek kağıda bastı ve metnin tümü bir bütün olarak kağıda işlenmiş oldu. Böylelikle çoğaltılmak istenen nüshalar çok daha kolay ve basit bir şekilde yapılabilmiş bulunmaktadır.

Bu tekniğin keşfedilmesinin hemen ardından yeni bir teknik de keşfeden Sheng; hazırladığı baskıları bitirdikten sonra elde ettiği kalıbı yeniden bir ısıtma işlemine sokarak üzerindekim harfleri tek tek sökmüştür. Bir sonraki baskı seferi için harfleri hazırlayabilme imkanı sunan bu teknik ile de şimdilerde “tipo baskı” denilen baskı türünün ortaya çıkartılmış ilk örneği meydana getirilmiştir.

Matbaanın uluslararası yaygınlaşması

O dönemlerde yaşayan Arap asıllı Müslüman tüccarlar, hem İslamiyet’i yaymak adına hem de ticaretin geliştirilmesi adına Orta Asya’da bulunan şehirlere ve Semerkand’a gitmişler; gittikleri bölgelerde baskı tekniğini ve kağıdı nasıl kullanmaları gerektiğini öğrenerek kendi yaşadıkları yere döndüklerinde aynı teknikleri uygulamaya başlamışlardır.

Yine aynı dönemlerde Endülüs Emevileri denen devlet önce Kuzey Afrika’da bulunup sonrasında İspanya’ya geçerek daha büyük ve yerleşik bir devlet kurmuşlar; bu süreç zarfında da her bulundukları bölgede matbaayı ve baskı tekniklerini kullanıp geliştirmeye çalışmışlardır. Endülüslerin gün geçtikçe gelişmelerinden ötürü kendilerinden eğitim ve ticaret bilgisi almak isteyen Avrupalılar da otomatikman bu teknikleri öğrenmeye başlamışlardır.

Böylelikle 14. yüzyıldan itibaren Avrupa ülkelerinde matbaa sıklıkla kullanılan bir alan olmaya başlamıştır. Matbaanın ilk olarak ciddi bir biçimde hızlıca yaygınlaştırılmaya başlandığı dönemde, yapılan baskıların çoğu dini anlamları olan yazılar ve resimlerden oluşmaktaydı. 15. yüzyılın sonuna gelindiğinde küçük, az sayfalı kitapçıkların da basıldığı bilinmektedir.

1423 senesinden itibaren 1437 senesine kadar, basımlarda kullanılan harflerin ağaçlardan birer birer oyularak elde edildiği bir dönem olmuştur. O dönemlerden sonra ağaç malzemesinin yerine metal malzemesi kullanılarak harfler metalden yapılmaya başlanmış ve baskılar daha dayanıklı olarak elde edilmiştir. Bu metal harfler için tunçtan yapılmış bir harf kalıbı hazırlanarak sonrasında hazırlanacak metnin şeklinde olan kil ya da kurşundan yapılmış yumuşak yapıdaki bir matris üzerine teker teker vurulmuştur. Matrisin üzerine kurşun dökülmesiyle de levha hazır hale getirilmiştir. Bununla birlikte de az önce bahsettiğimiz tip baskı durumunda gelişmeler meydana getirilmiştir.

Matbaanın gelişim gösterdiği süreçler

Bazı tarihi kaynaklarda matbaayı keşfeden kişinin Avrupa’dan gelme bir bilgin olan Johannes Gutenberg isimli bir kişi olduğuna dair yanlış bilgiler dolanmaktadır. İşin doğrusu Johannes Gutenberg’in matbaayı keşfeden kişi değil, matbaayı geliştirip ileri noktalara götüren bir kişi olması esasına dayanmaktadır. Gutenberg, o güne kadar ortaya çıkartılmış tüm baskı tekniklerinin üzerinde çalışmalarda bulunmuş ve onları daha ileri boyutlara taşımaya çalışmıştır.

Kendisi geliştirdiği teknikte, karakterleri ve harfleri teker teker hazırlamayı tercih etmiştir. Ardından karakterlerin tunç malzemelerde kalıplarını hazırlayarak bu kalıpların etrafına kurşun malzemesi döküş, böylelikle elde ettiği matrisin de üzerine kurşun, antimon ve kalay gibi malzemeler de dökerek karakterleri meydana getirmiştir.

Yine Johannes Gutenberg’in icat ettiği bir matbaa makinesinde mantık; altta bulunan sabit br yatağın üzerinde bir kol yardımıyla düşey şekilde hareket eden bir kapağın bulunmasıydı. Ortaya çıkartılan sistem gereği baskısı gerçekleştirilecek ürün yatağın üzerinde bulunan metal çerçevenin üzerine konuluyor, üzerine mürekkep dökülüyor en sonunda da en üste kağıt yerleştiriliyordu. Son süreçte kapak malzemelerin üzerine kapatılıyor ve alet belirli miktar basınca maruz bırakılarak kağıdın üzerinde baskının ortaya çıkması sağlanıyordu.

Bu tip icatların ardından 1475 yılında Peter Schöffer isimli kişi, o güne kadar kullanılan yumuşak yapıdaki metal kalıpların yerine çelik alaşımlı kalıpların uygulanması gerektiğini öne sürerek ilk uygulamaları başlatmıştır. Bakır klişelerde satırların daha düzgün yapıda olmasını sağlayarak bir yandan da geliştirilen baskı makinesinin yataklı bölümünü hareket edebilecek mekanizma haline dönüştürüp çalışma prensibini daha kolay hale getirmiştir.

1700’lü yıllarda William Nicholson isimli kişi, mürekkepleme aşamasında deri kaplamalı merdane kullanımını ortaya çıkarmıştır. Sonrasında 1795 yılında Samuel Rust isimli kişi, bütün malzeme yapısı çelikten olan ve üstten sıkıştırma özellikli matbaa makinesini icat etmiştir. 19. yüzyıla geçildiğinde sonlarına doğru ve 20. yüzyılın başlarında da matbaa makineleri üzerine pek çok yenilik üretilmiş ve baskı teknikleri sıklıkla geliştirilmiştir. Hep revaçta olan tipo baskısının yanında ofset tekniği, tifdruk tekniği ve rotogravür teknikleri de pek çok kez uygulanmıştır.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.