Menu

İntiharın psikolojik, sosyolojik, biyolojik nedenleri

intihar etmek

Modern dönemin en büyük sorunlarından biri olan intihar etmek hem psikolojik, hem sosyolojik, hem de biyolojik nedenlere dayanmaktadır. Yazımızda bu nedenleri kısaca incelemeye çalışacağız.

İntiharın psikolojik nedenleri:

Bireyin gençlik çağındaki psikolojisi intihar için büyük riskler taşımaktadır. Ergenlik çağı çocukların en hızlı büyümeyi gösterdiği bir dönemdir. Gençlerin yaşadıkları hormonal yoğunluklar ve baskılar nedeniyle duyguları akıllarının önüne geçmektedir. Bu dönemde gençler heyecanlı, risk almaktan korkmayan, cesaretli, maceraperest, hayalci ve ilk aşklarını yaşarlar. Bununla birlikte de bazı hayal kırıklıkları yaşamaktadırlar. Bu duygusal durumdaki gençlerin desteğe ihtiyaçları vardır ve sorumluluk bilinci biraz da olsa bulunan gençler bu süreci en az hasarla atlatabilmektedirler. Bazı genç bireylerde ise durum daha da kötü hal alabilmekte, hatta yaşamlarını sonlandırmaya kadar gidebilmektedir.

Depresyon:

Gençlerde görülen depresyon intihar eyleminin en başta gelen nedenidir. Gençlerin yaşadığı depresyon, bilinen elem-keder tepkisi şeklinde ortaya çıkmamaktadır. Daha çok yalan, hırsızlık, evden kaçma, okula gitmeme, sinirli olma, isyankarlık, sürekli iç sıkıntılı olma, uyumsuzluk, tırnak yeme, aşırı hayalcilik, otoriteye karşı durma ve tik şeklinde ortaya çıkmakta, intihar eyleminin birer habercisi gibi değerlendirilebilmektedir.

Ülkemizdeki gençler, geleneksel ve çağdaş anlayışların arasında sıkışmakta ve yetişkinliğe doğru adım atmaktadırlar. Bununla birlikte gelecek endişesi, eğitim sistemindeki şartlar ve işsiz kalma korkusu da negatif yönde etki yapmaktadır.

Gençlik depresyonu yaşayan gençlerin tamamında aynı belirtiler olmaz ve aynı şiddet derecesinde baş göstermez. Aşağıda sıralanan belirtilerden en az dört veya beş tanesi bir gençte varsa ve baş edilemiyorsa, kesinlikle bir uzman desteği alınması gerekmektedir. Bunlar;

1- Devamlı şekilde boş hissetme ya da üzgün olma hali,
2- Çaresizlik, umutsuzluğa kapılma, suçluluk duygusu ve değersiz hissetme,
3- Zararlı madde kullanımı,
4- Gündelik işlere karşı ilgisizlik, halsizlik durumu ve cinsel istek azalması,
5- Uyku düzensizliği ve iştahsızlık,
6- Kaygılanma, korkma, kolaylıkla ağlama ve sinirli olma hali,
7- Karar vermede zorlanma, unutkanlık yaşama ve konsantrasyon bozukluğu,
8- İntihar düşüncesi ve planlama, intihar girişiminde bulunma,
9- Tedavi edilmesi uzun süren bedeni şikayet ve ağrılar.
Depresyonun en umut verici özelliği tedavi edilebilir olmasıdır ve kesinlikle uzman desteği alınmalıdır.

intihar etmenin nedenleri

İntiharın sosyolojik nedenleri:

Sosyoloji alanında intiharlar üzerinde çalışmış olan Durkheim’in teorilerini iki başlıkta incelemek gerekmektedir. İlki sosyal etkileşim teorileri, diğeri de sosyal bütünleşme teorileridir.

Sosyal etkileşim teorileri de sembolik etkileşme ve saha teorileri şeklinde ayrılmaktadır. Bunlar birbirlerinden pek farklı değillerdir aslında. Sosyal etkileşimde başkalarının kişinin kendisi ile ilgili olan düşünceleri önem taşımaktadır. Bireyin davranışları çevresince kabul görüp taktir ediliyorsa destek görmektedir. Tersine davranışları kabul görmeyip taktir edilmiyorsa da bireysel olarak dışlanır ve reddedilir. Böyle olması da bireyin intihara sürüklenmesine neden olabilmektedir. Saha teorisinde ise intihar etme eğilimi göstermeye, sosyal çevrenin verdiği tepkiler yani cevaplar etki eder. Başka bir ifadeyle, bireyin davranışlarındaki yönün ne şekilde olacağını belirlemektedir. Burada önemli olan şey, kişinin çevresi tarafından destek görmesidir ve bu destek olmadığında da bireyi intihara sürükleyebilir. Stotland ve Kobler’e göre birey yardım istemektedir intihar etmek değil. Çevrenin verdiği umutsuzluğu körükleyici tavır ve davranışlar ise intihar etme eğilimini arttırmaktadır.

Her toplumun kendine özgü gelenek, kültür, din ve yaşam şekilleri intihar etme oranlarındaki etkileri gösterir. Çağdaş toplumlardaki rekabetin ortaya çıkardığı birey ve toplum arasındaki kopukluk intihar oranlarındaki artışta kendisini göstermektedir. Geleneksel yaşam süren toplumlarda ise, birey sıkı kontrol altındadır ve intihar oranı yüksektir. Bazı toplumlarda intihara karşı verilen tepkiler de bu oranları etkiler. Şöyle ki; Japon toplumunda intihar onurlu bir davranış olarak kabul edilir ve bu görüşü destekler.

Alkoliklik, madde bağımlılığı, depresyon,ekonomik sorunlar, ailesel ve ilişkisel sorunlar, göç etme ve sosyoekonomik krizler intihar etme eylemlerindeki artışların nedenleri arasındadır.

İntiharın biyolojik nedenleri:

Gençlerde depresyon klinik tablosu belirtileri varsa o gencin beyin kimyasında bozulma olmuştur. Hayattan keyif alma duyguları olan gençler kendilerine çıkış yolları ararlar. Eğer ki, depresyon durumundaki bir gencin ailesi içinde intihar eylemi vakası varsa gence çok dikkat edilmesi gerekir.

Bazı depresyonlarda genetiklik oldukça önemli bir rol üstlenmektedir. Genetik yatkınlığı olduğu düşünülen gençlerde psikososyal stres beyin kimyasının bozulmasına neden olmakta ve depresyonu geliştirmektedir. Depresyon, hiçbir şekilde güçsüzlüğü ya da moralsizliği işaret etmez. Çünkü depresyon bir hastalıktır. Depresyon yaşayan genç bir bireyin beyninde, yaşamdan keyif almayı arttıran kimyasal ileticiler olan serotonin hormonu azalma göstermektedir. İntihar ederek hayatına son veren kişiler üzerinde gerçekleştirilen otopsi raporlarında, normal ölümlere göre serotonin hormonu 10 kat daha az olarak tespit edilmiştir.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.