Menu

Güzin Abla

guzin-abla

Güzin abla kimdir?

Doğum tarihi sadece yıl olarak bilinen, 1921 yılında dünyaya geldiği söylenen Fatma Güzin Sayar; çok uzun yıllar boyunca “Güzin Abla” takma ismiyle Hürriyet‘te Güzin Abla köşe yazılarının yazar ismi olmuştur.

Ailesi Refik Halit Karay ve Reşat Nuri Güntekin gibi köklü ailelerin akrabalarından biri olan Güzin Sayar, iyi bir ailede yetişme imkanı bulacakken başına talihsiz bir olay gelmiş ve daha yaşı çok küçükken babasını kaybetmiştir. O yaştan sonra annesiyle birlikte bir hayat yürütme durumunda kalan Güzin Sayar’ın annesinin adı da Mediha Sayar’dır.

Annesi kızına babasının yokluğunu hissettirmemek adına elinden gelen tüm imkanlarla kendisine hem maddi hem de manevi tüm imkanlarını sunmuş, onun en iyi okullarda eğitim görmesine çok önem vermiştir.

Muhit olarak da Harbiye Orduevi’nin karşısında bir evde oturan Sayar ailesi, Güzin Sayar Notre Dame De Sion Fransız Kız Lisesi’nde okurken ikinci bir huzursuzlukla karşı karşıya kalmıştır. O dönemlerde okuluna gidip gelen Güzin’in kendi yaşlarında bir subaya aşık olmasıyla birlikte olaylar ilerlemiş ve bu aşk gün yüzüne çıktığında Güzin’in annesi kesinlikle böyle bir aşkın yaşanmasına karşı olduğunu açıkça belirtmiştir.

Tüm bu muhalefet ve karşı çıkmalara rağmen Güzin Sayar annesinin sözünü dinlememiş ve yıl 1938’de kendisi daha 17 yaşındayken aşık olduğu subayla dünya evine girmiştir. Evliliğinin altıncı yılında hamile kalmış ve bu evlilikten Feyza Algan adını verdikleri bir kız çocuğu dünyaya gelmiştir. 1947 yılına gelindiğinde ise kızları daha üç yaşındayken eşiyle aralarındaki tartışmalara daha fazla dayanamayan Güzin Sayar, evliliğini noktamala kararı almıştır.

Evliliği bittikten sonra hayata tek başına devam eden ve çocuğunun bakımını üstlenen Güzin Sayar, ilk olarak annesiyle arasını düzeltmiş ve gazetecilik mesleğine atılarak annesinin o dönemlerde muhasebe müdürlüğünü yaptığı Yeni İstanbul Gazetesi’nde tercüme görevinde bulunduğu yazılar yazmaya başlamıştır.

1960 yılında Son Havadis isimli gazetede kendisine bir köşe ayrılmış ve bu “Sorun Söyleyelim” isimli gazete köşesinde toplumda insanların genel olarak yaşadığı sorun ve sıkıntıların üzerine yazılar yazmaya başlamıştır. Bu köşesinde yazdığı yazılara rağbet gösterildikten sonra başka bir gazeteye tayini olmuştur.

Vatan gibi gazetelerde yeni köşesi “Derim Ki” ismiyle çıkmış ve aynı formatta halkın sorunlarına değinerek köşe yazıları yazmaya devam etmiştir. Burdaki köşesinde de bir süre yazdıktan sonra bu sefer 1971 yılında Saklambaç gazetesine geçerek kendine tahsis edilen “Feride” isimli köşesinin ismini “Güzin Abla Dertlerinizde Baş Başa” olarak değiştirmiştir. Bu şekilde günümüze kadar gelen “Güzin Abla” ismi de oluşmuş bulunmuştur.

Güzin Abla yazıları tuttuktan sonra köşesinin son ismi “Güzin Abla’ya Sor” haline dönmüş ve İstanbul Ekspres, Haber, Ekspres, Havadis ve Günaydın gibi pek çok gazetede çok uzun yıllarca köşe yazarlığı yapmıştır.

Güzin Abla’nın özel yaşamı

Güzin Abla olarak bilinen Güzin Sayar, hem dış görüntüsüyle ciddi anlamda erkeklerin dikkatini çekebilecek güzellikte hem de zekası ve kültürüyle etrafındaki çoğun erkeği etkileyecek bir yapıda olabilmesine rağmen, ilk eşi ve ikinci eşi tarafından üzücü bir şekilde aldatılma olayına maruz bırakılmıştır.

Bu deneyimlerinden sonra evlilik olayına hayatında son veren Güzin abla, hayatını tamamen kızına, mesleğine ve kariyerine adamıştır. Kendi çabalarıyla yaratmış olduğu “Güzin Abla” fenomeni, kendi özel yaşantısında uğramış olduğu hayal kırıklıklarının, haksızlıkların, yer yer yaşanan sevinçlerin, mutsuzlukların ve güçlülüklerinin bir ayna gibi okuyucusuna yansımasını sağlamıştır.

Yani çalıştığı bütün gazetelerde kendi köşesi için okuyucularından aldığı tüm sorulara kendisinin yaşadığı her türlü olumlu ve olumsuz deneyimden yola çıkmış ve böylelikle kendisinin bu kadar sevilmesini ve değer görmesini sağlayan cevaplarını okuyucusuyla buluşturma şansı yakalamıştır.

Kendisinin uzun yıllar boyunca başarıyla yürütebildiği Güzin abla ikonu, 1998 senesinde sağlık problemlerinin çıkması neticesinde kendisinin yürütemeyeceği hale gelmiş; o da çözüm yolu olarak köşesini kızı Feyza Algan‘a devretmiştir.

Güzin Abla gazetede yazdığı dönemlerde kendi edebi yönünü de konuşturmaktan geri kalmamış; bir de “Ihlamurlar Altında” adını verdiği ve “Siyaset Çarkı” adını verdiği iki ayrı kitabı yayınlamıştır.

Fatma Güzin Sayar 2006 yılının 16 Temmuz tarihinde 85 yaşındayken hayata veda etmiştir.

Güzin Abla’ya sorulan sorular

Güzin ablanın bugüne kadar cevapladığı binlerce sorunun arasından hem kendisini çok şaşırtan hem de köşesinde yayınladığında okuyucularını da çok şaşırtan sorular da ortaya çıkmıştır. Bu soruların bazıları hem kendisini derinden üzmüş, okuyucusunun yerine kendini koyduğu için gönülden samimiyetiyle cevaplar vermiş; bazen de gelen sorulara çok gülmüş ve kendi eğlencesini diğer okurlarıyla da paylaşmak istediği için aynı şekilde o sorulara da yine kendi köşesinde yer ayırmıştır. Güzin ablaya gelen mektuplar ve köşesinde yayınladığı bazı soruları ise şunlardır;

Okur mektubu : “Güzin Ablacığım merhaba. Ben, soyları boyunca iyi bir eğitim görmüş ailenin tek oğullarıyım. 
Hem tek çocuk hem de eşcinsel olduğum için çok yalnız büyüdüm, aynı zamanda bu durum insanlara hiç bir zaman güvenemememi de beraberinde getirdi. Ben şuan 35 yaşındayım fakat bugüne kadar da hiç aşık olamamıştım. 
Ama gel gör ki ilk defa ev arkadaşıma aşık oldum. Kendisini kaybetmekten korktuğum için de ona kendi durumumdan hiç bahsetmedim.

 

 

Bir gün cep telefonumda mesajlarımı gördü ve hakkımdaki gerçeği öğrendi. Nedense inanılmaz şaşırdı ve üzüldü. E tabi 
o üzüldüğü için de ben kahroldum. 
Kendisinin çevresi çok geniş ve çok fazla arkadaşı var; yani benim yerime de çok rahat birilerini koyabilirdi. Ama kendisi benim ama yanımda olmayı seçti. 
Benim ise zaten ondan başka kimsem yok.

O 
bana bir gün “Seni o tarz birisiyle görürsem onu öldürürüm” gibi bir cümle kurdu. Tabi ki böyle bir şey yapacağından değil ama şok olduğu için böyle konuştu. 
Bana benim bu durumdan kurtulmam gerektiğini; beni  kardeşi gibi gördüğünü, kendisine dışarıdan benimle ilgili herhangi bir laf gelmesini istemediğini söyledi.

Ama Güzin abla bu bir hastalık ya da düzeltilebilecek bir durum değil. 
 O benim hala yanımda ama bir soğukluk var arada, hissediyorum. Bana asla eskisi kadar yakın değil ve gerçekten bu durum hiç yanımda olmamasından bile daha çok dokunuyor bana.

Ben asıl gerçek yalnızlığı şu an iliklerime kadar hissediyorum. 
Çünkü küçük dünyamda ilk defa birisi beni bu kadar sevmişti. Ama şimdi ben yerlere düştüm, paramparça oldum. 
Adeta yaşayan bir ölü gibiyim, bana bir tavsiyede bulunur ya da yaşadığım bu karanlık günlerde bana bir ufak ışık olursanız çok mutlu olurum.”

 

 

Güzin Abla’nın cevabı : “Merhaba sevgili genç okurum. Yazdıklarını okuduktan sonra bu konunun hem benim için hem de okurlarım için de çok hassas bir konu olduğunu düşündüm. 
Kendi duygularını da bu denli güzellikte ifade edebildiğin için bu mailini özellikle diğer okurlarımla paylaşmak istedim.

Senin şuan canını yakan bu duruma, aslında dışarıdaki diğer insanların rahatlıkla anlayış gösterebileceklerini düşünüyorum. 
 Dediğin doğru bir nokta; evet genç arkadaşın senin iyileşebilecek bir hastalığın olduğunu iddia ediyor ve ancak yine evet ki bu mümkün değil.

Seni aynen olduğun gibi, bu şekilde kabul edebilirse; hiç yoktan aranızda kurduğunuz başlıca güzel dostluk ilişkisine bir zeval gelmeyecektir. Tabi bu noktada sen karşı tarafla ilgili daha farklı duygulara sahip olduğundan farklı beklentiler içerisinde olabilirsin.

Fakat bu noktanın ısrarla üzerinde durursan, bu sefer karşı tarafın dostluğunu da tamamen kaybedebilirsin. Bu nedenle mümkün olduğunca karşı tarafın dostluğuyla yetinmeni tavsiye etmekteyim. Çünkü zaten karşı tarafın tavırları neticesinde aranızdaki durumun arkadaşlıktan öteye geçmesi gibi bir konuma ulaşamayacağı da çok açık. Yani birbirinizin duygularına saygı gösterip birbirinizin hayatında sadece arkadaşlık boyutunda ve saygı çerçevesinde kalmanız en mantıklısı olacaktır.”

 

 

Okur mektubu : ” Güzin abla,  bundan sadece birkaç hafta önce bir arkadaşımın aracı olması vasıtasıyla biriyle tanıştım. Daha sonralarında baş başa görüşmeye başladık; kendisi bana hemen ciddi düşündüğünü ve benden ciddi anlamda çok hoşlandığını söyledi.

İşin garibi ben de ona karşı aynı duyguları besliyordum. Çünkü yaşım da artık iyice ilerlemişti ve benim de sonunun evliliğe gideceği bir ilişki yaşamam gerektiğini düşünüyordum. Sonuç olarak onun isteklerine olumlu baktım ve tanışıklık boyutumuz hemen ciddi ilişki boyutuna dönüştü.

Bu karar alındıktan sonra bir kafede buluştuk, masada otururken bir anda elimden tuttu ve bende ciddi bir ilişki adı altında olduğumuzdan herhangi bir tepki vermedim. Tepki vermemenin sebebi aslına bakarsan bundan bir önceki ilişkimde karşımdakine bir anda bu konularla ilgili fevri davranışım yüzünden bitmiş olmasıydı. Bu sebepten kendimi tuttum ve bu ilişkimin de sonlanmamasını istediğimden hiç bir kelime çıkmadı ağzımdan

Sonra biz kafeden kalktıkta sonra başka yerlerde de oturmaya gittik; oralarda otururken, yolda yürürken sürekli elimden tuttu, bana sarıldı ve hatta beni öptü. Ben yine korkularımdan dolayı bu yaptıklarına olumsuz hiç bir tepki vermedim ve hep sustum.

Akşam eve gittiğimde telefonum çaldı, arayan O’ydu; telefonu açtım ve konuşmaya başladık. Bana bir anda kendisinin benimle ciddi bir ilişki sürdürme düşüncesinin olduğunu, ancak benim onunla ilk ciddi görüşmemde elimi tutmasına ve hatta beni öpmesine rahatlıkla izin verdiğimi söyledi.

Telefonda uzun süre tartıştıktan sonra ayrılarak telefonu kapattık. Ben defalarca ona kendimi anlatmaya çalıştım, sürekli konuşmaya çalıştım ama beni dinlemedi. Defalarca bir şans daha istedim ama bu şansı bana vermedi. Şuan ne yapacağımı şaşırmış vaziyetteyim. Kendimi ona inanılmaz yanlış tanıttım, beni olmadığım biri gibi zannetmesine sebep oldum.

Şimdi de kendimi tanıtmama kendisi müsade etmiyor. Bu durum beni inanılmaz üzüyor ve sürekli aynı şeyleri düşünüp bir çıkış yolu arıyorum. Lütfen bana yardım et.”

Güzin Abla’nın cevabı : “Sevgili kızım, canım okurum; eğer ki bana güveniyorsan söyleceklerimi yapacağının garantisini bekliyorum. Benim görüşüme göre bu adamı acilen gönlünden çıkartman gerekiyor. Şurada bir kaç kez görüştüğün adam için bu durumlara düşmeye değer mi?

Zannediyorum ki adamı ilk gördüğün andan itibaren yıldırım aşkına kapılmışsın, zira gözlerin bundan dolayı olaylara bu kadar kapanmış. Bu kadar toy olmanın ilişkilerde hiç bir manası yok. Aksine böyle oldukça her daim üzülen taraf sen olursun.

Üstelik ne karşındaki seni daha önce böyle deneyimlerde bulunmadığın için sevmeli, ne de sen kişiliğini bu kadar aşağılayıcı bir durumda bulunan bir adama gönül vermelisin. Bundan önceki ilişkin de de bu durumun tam tersini yapmış olman, karşındaki adamı haklı çıkarmaz; aksine iki farklı çok uç yanlışlığın hayatına girip çıktığını bizlere gösterir.

Hayatta her şeyden önce kendi mutluluğun, huzurun önemlidir. Hiç bir zaman kendi mutsuz olacağın şeyleri başkasının mutluluğu için yapmamanı öneririm. Bu tip çabalarını yaşı ilerlemekte olduğu için farklı gailelerin peşine düştüğüne de yormak isterim. Ancak merak etme, hayat her zaman karşına ne çıkaracağı belli olmayan süprizlerle doludur.

Keza senin hayatına giren adamların senin hayatında kalıp senin üzülmeni bu şekilde görmektense, hayatında kimsenin olmamasını ancak senin kendi mutluluğunu yakalamanı yeğlerim. Bu sebepten lütfen bundan sonraki yaşantında hayatına her giren adamı önce bir ölç tart, ondan sonra ciddi ilişki boyutunda değerlendir.”




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.