Menu

En iyi 20 korku filmi nosferatu mumya frankenstein şeytan ve dahası

Aklınızda bu derece derinden yer edinmiş korku filmleri, sizi kemiklerinize kadar ürpertebilir. Burada seçilen korku filmleri ise zaman sınavını geçmiş ve hatta şarap gibi aradan geçen süre içinde değerlerini daha da arttırmış olan filmler.

Bu filmlerin arasına bazı yeni filmler de eklendi çünkü onların tarihsel önemini belirleyebilmek için henüz çok erken. Yönetmenlik, oyunculuk ve orijinallik açısından incelediğimiz bu filmleri ‘ne kadar korkutucu’ oldukları anlamında da değerlendirdik.

Şüphesiz başka dillerde -bilhassa Uzak Doğu’da çekilen korku filmlerinin de orijinal bir anlamı vardır ancak bu listedeki filmler İngilizce dilinde yapılmış filmlerden seçildi. Bunu yaparken de TV dizisi olarak çekilen ya da bilimkurgu unsurlarla birlikte çekilen (Sinek ve Alien gibi) korku filmleri değerlendirme dışı bırakıldı.

Filmler yapım yıllarına göre eskiden yeniye doğru sıralanmıştır.

NOSFERATU – 1922 ve VAMPİR NOSFERATU – 1979 F. W. Murnau’nun sessiz film olarak çektiği orijinal filmde ekspresyonist bir ışıklandırma kullanılmıştı. Max Schreck sinema tarihinde en iğrenç ve patetik vampir karakteri olarak yerini aldı. 1979′da Werner Herzog’un yeniden çektiği versiyon ise her bakımdan korku sinemasının hakkını vermekle kalmadı diğer bütün vampir filmlerini açık ara geride bıraktı.

FRANKENSTEIN – 1931 İnsan yapımı bir canavarın anlatıldığı James Whale’in klasik eseri bugün bakıldığında ilk gösterime girdiği zamanlardaki kadar korkunç değil, orası kesin. Ancak hala ‘olağanüstü bir trajedi’ olarak övgüyü hakediyor. Canavar rolündeki Boris Karloff’un görsel etkisi yıllarca hafızalarımıza kazındı ama çılgın ve manyak rolündeki Colin Clive’ın performansını da asla unutmamak lazım. Filmin en korkunç sahnelerinden biri (kör kızın boğulmasıyla ilgili olan sahne) önce kesildi sonrada 1987′de filme tekrar eklendi.

DRAKULA – 1931 Bela Lugosi hayatının en önemli rolünü oynamıştı. Bu eski ve klasikleşmiş filmin öyle çarpıcı sahneleri vardır ki sanki sessiz film olarak çekildiği zannedilir.

MUMYA – 1932 Karl Freund’un etkileyici ışık kullanımları ve Boris Karloff’un performansı, mumya filmleri arasında bu filmi en ön sıraya çıkarıyor. Daha ziyade macera filmi olarak çekilen 1999 tarihli film, bu orijinal versiyonla karşılaştırıldığında çok çocuksu ve sanattan yoksun kalıyor.

DR.JEKYLL VE MR.HYDE – 1932 Frederic March’ın hem zeki bir doktor hem de onun canavar ruhlu alter-egosunu canlandırırken gösterdiği performans, kazandığı Oscar ödülünü gerçekten hakediyordu. John Barrymore’un çektiği sessiz sinema versiyonu da izlemeye değer.

UCUBELER – 1932 İlk dönemlerdeki korku filmleri ustası Tod Browning bu filmi çekmek için gerçek hayatlarında ‘fiziksel çirkinlikleriyle sahneye çıkan’ bir grup insanı bir araya getirmişti. Filmde anlatılan öyküde ise bir grup ‘ucube’nin (freak) güzel görünüşlü fakat şeytani ruhlu karakterlerden intikam alması anlatılır. Orijinal versiyonun pek çok kısmı Amerika’da sansürlenmiş, İngiltere’de ise tamamen yasaklanmıştı. Stephen King ‘Danse Macabre’ (1982) adlı kitabında, kendi çocukluğunda izlediği korku filmlerinden nasıl etkilendiğini anlatırken bu filmden özel olarak bahseder.

FRANKENSTEIN’IN GELİNİ – 1935 Boris Karloff’un Frankenstein canavarı, korku filmleri tarihindeki en trajik figürdür. Bu filmde ise canavar, bu sefer de kendisine bir eş yapması için yaratıcısını tehdit eder. Bazı bakımlardan efemine Dr. Pretorious’un canavara zaten bir ‘eş’ olduğu fikrinden hareketle bu filmin bir takım ‘gay’ temaları akıllı bir üslupla aktardığı da söylenebilir. Her bakımdan 1931 yapımı Frankenstein filminden daha iyiydi.

KURTADAM – 1941 Bu filmdeki kurtadam Larry Talbot rolüyle Lon Chaney Jr. ölümsüzlüğe ulaştı ama yardımcı rollerdeki Claude Rains ve Evelyn Ankers de mükemmel performans göstermişlerdi. Jack Pierce’in yaptığı makyaj ise gerçekten muhteşemdi.

KÖTÜ TOHUM – 1956 Kendi annesinin canice cinayetler işleme eğiliminin 9 yaşındaki masum görünümlü kızına da geçmesinden korkan bir annenin öyküsü. Patty McCormick korku filmleri tarihinin en ürkütücü performanslarından birini gösterdi.

SAPIK – 1960 Anthony Perkins ve Janet Leigh’in başrollerde oynadığı Alfred Hitchcock’un bu şok edici başyapıtı korku sinemasında bir devrim yaptı. İlk defa bu filmle birlikte ‘insan psikolojisi’ korku filminin odak noktasına yerleşmiş oluyordu. Bernard Herrmann’ın performansı filmde hissettiğimiz korkuyu daha da derinleştirdi. Anthony Perkins ise Norman Bates rolünde üç defa daha kamera karşısına geçti ama ilk filmdeki başarısını asla yakalayamadı.

KUŞLAR – 1963 Klostrofobi temasını da içeren ‘saldıran kuşlar’ teması, Hitchcock’un en iyi çalışması değildir. Gene de akılda kalıcı dehşet sahneleriyle bu film takdir edilmeyi hakediyor. Çiftlik evinde kısılıp kalan insanlar fikri, daha sonra ‘Yaşayan Ölülerin Gecesi’ filmini etkilemiştir.

ROSEMARY’NİN BEBEĞİ – 1968 Roman Polanski’nin bu filminde şeytani özelliklere sahip bir çocuğun doğumu hem karanlık hem de komik bir öykü çerçevesinde anlatılırken arka planda feminist bir mesaj da izleyicilere iletilir. Mia Farrow ve John Cassavetes’in performansları da takdiri hakediyor.

YAŞAYAN ÖLÜLERİN GECESİ – 1968 George Romero’nun bu müthiş zombi filminde adeta otantik bir belgesel film izliyormuş hissine kapılırız. Daha sonraları bu film pek çok zombi filmine ilham verdi ve hatta 1990′da tekrar çekildi. Zombi kızın kendi babasını parçaladığı sahne, sinema tarihindeki en korkunç sekanslardan biridir.

ŞEYTAN – 1973 William Friedkin’in bu müthiş filmde şeytan tarafından ele geçirilen küçük kızın (Linda Blair) öyküsünü son derece inandırıcı makyaj ve korkunç görüntü efektleri eşliğinde izleriz. 2000′de piyasaya çıkarılan ‘geliştirilmiş’ özellikli versiyonda bazı korkunç sahneler de eklenmişti ama filmin konteksti içinde bu eklemelerin ne kadar işe yaradıkları tartışılır.

JAWS – 1975 Pek çok genç ve çocuk bu filmi izlerken sinemada gözlerini kapatmaktan kendini alamadı. Bu filmin gösterildiği yıllarda pek çok insan korkudan denize giremedi. Peter Benchley’in romanından uyarlanan ve yönetmenliğini Steven Spielberg’ün yaptığı bu filmin başrollerini Roy Scheider, Robert Shaw ve Richard Dreyfuss paylaşmış, film üç Oscar ödülü almıştı.

CARRIE – 1976 Stephen King’in romanından çok şık biçimde uyarlanıp Brian De Palma tarafından yönetilen bu filmdeki mezuniyet balosu sahnesi o kadar klasik oldu ki sonradan defalarca taklit edildi.

ELM SOKAĞI KABUSU – 1984 Robert Englund’ın canlandırdığı Freddie cinayete kurban gitmiş bir katil olup, kendisini öldürenlerin çocuklarına -gördükleri rüyalarda- saldırmaktadır. Düşük bütçeyle çekilen bu filmin şaşırtıcı başarısı sekiz gereksiz devam filminin ve bir TV dizisinin çekilmesine yol açtı.

KUZULARIN SESSİZLİĞİ – 1991 Jonathan Demme’nin popüler filminde sergilenen yamyam bir seri katilin kendine has cazibesi çok büyük etki yarattı. Anthony Hopkins’in canlandırmasıyla Hannibal Lecter karakteri sinema tarihindeki en önemli kötü adamlardan biri oldu.

YEDİ – 1995 David Fincher’in bu filmi diğer pek çok korku filminden daha korkunçtur çünkü seyircinin hayalgücüne çok şey bırakıyor. Morgan Freeman ve Brad Pitt detektif rolünde gerçekten mükemmel.

BLAIR CADISI – 1999 Oldukça emprovize bir tarzda -sanki bir belgesel filmmiş gibi- çekilen bu film 90′ların en gerçekçi ve akılda kalıcı korku filmi oldu.

kaynak:guncel.net

Yorum yapmayı unutmayın!

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.