Menu

Düşünce, akıl ve zeka ( akıl ile zeka aynı şey midir )

düşünce akıl ve zeka

Bir insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinin başında düşünce, akıl ve zekası gelmektedir. Düşünceler insanın yaşadıkları üzerinde oldukça etkili bir olgudur. Kişinin iç dünyasında yaşadığı üzüntü, sıkıntı, stres ve depresyon gibi durumlar kaçınılmaz bir sonuç değildir. Aslında bu olgu yaşanan olayların algılanışı ve anlamlandırılması yani düşünce biçiminin bir neticesidir. Bunun psikolojideki karşılığı bilişsel yaklaşım modelidir.

Bu bilişsel yaklaşımı özümseyen psikologlar, kendilerine danışan kişilerin dış dünya algıları üzerinde çalışmalar gerçekleştirerek, daha gerçekçi bir temel üzerine oturtmaya çalışmaktadırlar. Dünyaya gelen her bireyin genel manada bir düşünce potansiyeli bulunmaktadır. Fakat bu düşünce potansiyeli aileden edinilen kazanımlar ile değişik biçimlerde yapılanmaktadır.

Düşünce potansiyelinin oluşmasındaki belirleyici etkenler göz önüne alındığı zaman ya da dört dörtlük bir gelişimin yaşanmadığı göz önüne alındığında herkesin düşünce sistematiğinin aynı yeterlikte ve işleyişte olamayacağı ortaya çıkmaktadır.

Düşünce çok önemli bir olgudur ve söz konusu olan insan ise düşünce ve algı her şey demektir. İnsanoğlu bugün uzaya gitmiş ve aya inmişse bu düşüncenin eseridir. Günümüzde insanların faydalandığı pek çok şey insan düşüncesinin neticesinde ortaya çıkabilmiştir. Sanatı, teknolojiyi, bilimi ve daha birçok şeyi ortaya çıkaran yegane gücün insan düşüncesi olduğunu kabul edersek, kişilerin düşünce sağlığını diğer ifadeyle psikolojisini belirlememesi imkan dahilinde midir? Buna bağlı olarak sağlık ve mutluluğu şu şekilde formüle etmek gerekmektedir;

Bireyin sağlık mutluluğu düşüncesini en doğru biçimde yönetebilmesiyle alakalıdır. Doğru biçimde yönetmek ifadesinin içinde bilinçli bir irade, sistematik bir eğitim ve aktif bir çaba da bulunmaktadır. Birçok insan, düşüncenin bunca bilgi ve emeğe ihtiyaç duyduğunun farkında değildir ki, çoğu içinden geldiği gibi alışkanlıkları istikametinde düşünür ve hareket eder.

Düşünce kişinin yalnızca dış dünyasındaki gelişmelerle ilgili değildir ve iç dünyasında da belirleyicidir. Örneğin; Karşınızda iki kişinin durduğunu düşünün. Biri sağlıklı normal, diğeri de akıl hastası olsun. Bu iki kişi de aynı içerikli kelimeleri kullanarak hakaretlerde bulunsun. Sadece kelimelerin aynı olduğunu değil, tonlamaların ve ses perdelerinin de aynı olduğunu varsayın. Evet, siz yine aynı kişisiniz. Aldığınız tepkiler de birbirinin aynısıdır. Peki, bu iki kişinin söz ve hakaretlerinden aynı oranda mı etkilenirdiniz? Hayır cevabının geleceği belli. Çünkü uyarıcılar, yani başınıza gelenler olduğu gibi aynı, fakat verdiğiniz tepkiler birbirinden çok farklı değil mi? Normal olan kişiye sinirleniyor, ona saldırmaktan kendinizi zorlukla alıkoyuyorsunuz. Akıl hastasına karşı ise daha anlayışlı hatta neşeli bir davranış sergileyerek, onu sevimli bile bulabiliyorsunuz.

Burada iki farklı kişiden gelen tıpatıp aynı tepkilere, değişik duygusal reaksiyon verilmesini sağlayan şey nedir? Bunun cevabı oldukça basit, düşünceniz…
Birinde “adam hasta zaten, hakaretleri önemli değil” şeklinde düşündünüz. Diğer kişide ise “ adam sağlıklı ve bunu bilinçli bir şekilde yapıyor” şeklinde beyninize işlediniz. Buradaki durum, düşüncenin sürekli küçümsenen önemini ve gücünü görmemizi sağlamaktadır.

akıl ve zeka aynı mıdır

Akıl ve zeka nedir?

Akıl ve zeka birbirlerinden farklı iki olgudur. Bundan dolayı da aklın hastalığından, zekanın da özürlülüğünden söz edilir. Yani, hastalık ve özürlülük aynı olgular değildir. Hastalıkların birçoğu tedavi edilebilir durumlardır, özürlülük ise süreklilik arz eden ve rehabilitasyon ile kısmen düzeltilebilen durumları betimler. Bir ayağın ağrıması sonucunda sağlıklı hareket edememesi bir hastalık, ayağın olmaması veya felçli olması bir özür olarak değerlendirilir.

İnsanları üstün zekalılar da dahil olmak üzere “normal zeka seviyesindekiler” ve “düşük zeka seviyesindekiler” olarak iki gruba ayırmak mümkün. Akıl bakımından insanları “akıl sağlığı yerinde olanlar” ve “akıl hastaları” olarak nitelendirebiliriz. Bir diğer durum da” akıl sağlığı yerinde olduğu halde, aklını kullanamayanlar” dır. Bir kişinin son teknoloji bir akıllı telefonu var, ancak bunu tam olarak kullanamayabilir ya da cihazın potansiyeliyle orantılı olarak yeterince faydalanamayabilir. Akıl ile zekayı örneklerle karşılaştırmak gerekirse;

Zeka, yerinde bir anlam olarak “problem çözebilme kabiliyeti” şeklinde ifade edilmektedir. O halde zeki bir kişinin problem çözme kapasitesi çok fazladır. Bir çırpıda en karmaşık matematiksel işlemleri dahi yapabilir. Her ortama en çabuk ve pratik bir şekilde uyum sağlayabilir. Akıl, iyi olanı kötüden, yanlış olanı doğrudan, zararlı olanı yararlı olandan ayırt edebilme kabiliyetidir.

Kişinin zekası duygularından bağımsızdır ve akıl bu durumdan etkilenmektedir. Zeki olan biri en öfkeli olduğu zamanda dahi, en zor problemleri aynı başarı oranıyla çözebilir. Fakat, akıllı biri öfke anında ya da yoğun bir sevgi duygusu yaşarken, her zaman doğru olarak bildiği şeylere yanlış gözüyle bakabilmektedir.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.