Menu

Büyük İskender Kimdir ?

buyuk-iskender-kimdir

Büyük İskender kimdir?

M.Ö 300’lü yılların tarihine adını altın harflerle yazdırmış olan Büyük İskender, M.Ö 336-323 yılları arasında dönemin keşfedilmiş olan neredeyse tüm kara parçalarını fethetmeyi başarmış müthiş başarılı bir komutan olmuştur. Makedonya kralı olan Büyük İskender’in bir diğer adı da “Megas Aleksandros“tur. Kendisini tarih sahnesinde ilk gördüğümüz olay, tarihteki en heybetli ve en ünlü at olarak kabul edilen “Busefalus“a sahip olmasıdır. Bu at, ilk olarak babası Kral Filip‘e satılmak amacıyla getirilmiş ancak sürekli huysuzluk çıkardığı için kimse tarafından zapt edilememiştir. Dönemin en iyi at binicilerinin bile atın karşısında çaresiz kaldığı durumda İskender atı görmeye geldiğinde kimsenin yapamadığını kendisi yapmış ve atın sıkıntısını çözerek kendisine itaat etmesini sağlamıştır. Atın gölgesinden korktuğunu anlayabilen Büyük İskender, atın yönünü güneşe doğru çevirip kendisine güveninin gelmesini sağlamış ve Büyük İskender‘e itaat etmesinin sebebi olmuştur. Bundan sonraki süreçte at Büyük İskender’e hediye edilmiş ve konu hakkında İskender’in babası Kral Filip, İskender’e bir krallık kurmasını öğütlemiştir. İskender’e Makedonya’nın kendisine küçük geleceğini söyleyen Kral Filip’in söyledikleri çok geçmeden doğruluk payını yakalayacaktır çünkü Büyük İskender çok geçmeden İran’a kadar fetihlerde bulunup dünyanın sayılı başarılı komutanlarından biri olacaktır. Büyük İskender’in genel olarak hayatına bakıldığında, kendisinin her daim kültüre, eğitime ve bilgiye önem veren; tutkulu, başarma hırslı ve korkusuz bir birey olduğu görülmektedir. Küçük yaşlarından itibaren sürekli iyi eğitim gören ve Aristotales’ten ücret karşılığında ders alan İskender, her zaman yanında Homeros’un İlyada destanını barındırırdı. Bu destanda anlatılan hikayelerden kendine ders çıkaran Küçük İskender, kendi hayatında da ne duyarsa ya da ne yaşarsa her seferinde olayları akıl ve mantık çerçevesinde değerlendirip bir çözüme ulaştırmaya çalışırdı. Her zaman yeni bir şeyler öğrenmeye çalışan İskender, komutan olduktan sonraki süreçte bu dürtülerine daha da önem vermiştir. Hatta küçüklüğünden beri yanından ayırmadığı İlyada destanındaki Aşil karakteri (Akhilleus olarak da adlandırılır) İskender‘in her daim idolü olmuş ve içinde bulundukları savaşlarda kendisine idol aldığı Aşil gibi düşmanlarının üzerine korkusuzca saldırmaya ve zekice kafa karışıklıkları yaratıp karşı tarafta sürpriz etkisi yaratmaya can atıyordu. Kendine ait ordusunun da kendisi gibi birliğe, kuvvete ve zekaya önem vermesi için elinden geleni yapıyordu ve askerlerini bu şekilde yetiştiriyordu. Kendisi için kibirli bir insan denilebilse de, yine de arkadaşlık bağları söz konusu olduğu zaman İskender iyi bir arkadaş görevini üstlenebiliyordu. En yakın arkadaşı olan, bazı kaynaklarda sevgilisi olduğu da iddia edilen Hephaistion Büyük İskender‘in ömrü boyunca yanından ayrılmamıştır. Aynı şekilde yazımızın başında anlattığımız Busefalos atı da İskender’in hep yanında olmuştur. Büyük İskender’in aile yapısına bakıldığında ise, annesinin dindar bir kadın olduğu göze çarpmaktadır. Annesi, babasının çok kaba bir adam olduğunu düşündüğü babasının yanında yakışıklı tanrı Zeus’un kendisini baştan çıkardığını söylüyordu. İskender’in babası Kral Filip, annesine pek düşkün değildir ve annesinden ayrılıp başka bir kadınla evlenmiştir. Hatta ileriki dönemlerde Kral Filip’in başına bir suikast saldırısı gelmiş, bu saldırıyı İskender’in annesi Olympias‘ın kıskançlığından ve nefretinden yaptırdığı söylenmektedir.

 

Büyük İskender’in tahta çıkış süreci

İskender, Kral Filip suikaste uğrayıp öldürüldükten sonra tahta çıkmıştır. Bu süreçlerde hem annesinden hem de İskender’den şüphelenilse de, suikastin tam olarak neyden kaynaklandığı hiç bir zaman bilinememiştir. Kral Filip’in ikinci eşi olan Kleopatra da daha sonraki süreçlerde aynı şekilde Olympia’nın intiharından sorumlu tutulmuştur. Büyük İskender tahta çıktığında daha 20 yaşına bile gelmemiş çok genç bir delikanlıydı ve o süreçlerde Thebes bölgesinde hem Teselya’da hem İlirya’da büyük karışıklıklar yaşanmaktaydı. İlk hareketini Teselya’lıların üzerine yapan Büyük İskender, karışıklığı kısa sürede bastırarak çok başarılı bir zafer kazanmıştır. Üstelik de bu zaferi savaşmadan elde edebilmesi Yunan devletlerinin hayli dikkatini çekmiş, bu zaferden sonra bir kongre düzenleyip tüm Yunan devletlerini ortak paydada buluşturacak ve babasının fikri olan “Asya’nın Fethi” düşüncesi için bir atılım yapılmasını sağlayarak kendisini Yunan ordularının baş kumandanı ünvanına getirmiştir. Daha sonra ilk büyük saldırısı olan Pers İmparatorluğu’na savaşa çıkan İskender, Trakyalıların isyanından haberdardı ve onların kendilerini alt etmelerini engelleyebilecek yolu biliyordu. Bölgeye vardıklarında Trakyalılar, İskender’in ordusunun üzerine kendi savaş arabalarını yuvarlamaya başlamışlardı ancak İskender bunun önlemini önceden alarak ordusunu mümkün olduğunda ayrık vaziyette savaş alanına sokmuştu. Böylelikle İskender’in zekası yine galip geldi ve ordusuyla beraber bozguna uğramamış oldular. Bundan sonraki süreçte sürekli aklında Pers İmparatorluğu’na saldırı fikri olan İskender, ordusunu güçlendirmek ve borçlarını ödemek amacıyla sefere hazırlandı. M.Ö 334 yılında toplamda 30.000 piyade ve 5.000’den fazla süvariyle sefere çıktı. 30.000 piyadenin içerisinde 7.000 Yunan birliği askeri ve 14.000 Makedonyalı yer alıyordu. Ayrıca ordunun içerisinde pek çok bilim adamı, mimar, mühendis ve tarihçi de yer almaktaydı. Homeros’un etkisinde olan İskender, İlion’a kadar gelerek Akhilleus’un mezarını ziyaret edip Pers ordusuyla Granikos Çarpışması’nda karşı karşıya kaldı. İskender’in savaş kıyafetindeki miğferinde iki tane beyaz tüy bulunduğundan kolaylıkla fark edilmesinden dolayı hemen saldırıya uğradı ancak arkadaşı Kleitus tarafından bu saldırı önlendi ve ölmekten kurtuldu. Ancak ilerleyen süreçlerde İskender, Kleiutus’u kılıçla öldürmüştür. Perslere karşı ilk çatışmasını gerçekleştirdikten sonra her fethettiği kenti kendi imparatorluğuna bağlayan İskender, fethettiği toprakların kendi demokrasilerini kurmalarına da izin vermekteydi. Bunun dışında aynı şekilde her gittikleri topraklarda kendilerine katılan topluluklara Yunan kültürünü aşılamayı da ihmal etmiyordu. M.Ö. 333 yılında Batı Anadolu’nun tamamını ele geçirip Akdeniz kıyılarında fetihler yapmaya devam etti. Hatta bir iddiaya göre de Frigya’dan geçerlerken ancak Asya’ya hükmedebilecek kişinin çözebileceği söylenen Gordion düğümünü İskender‘in kolaylıkla kestiği söylenmektedir.

buyuk-iskenderin-hayati

Gordion’dan günümüzdeki Ankara topraklarına ilerleyen İskender, burayı da alarak Kapadokya’yı, Gülek Boğazı’nı, Misis köprüsünü ve İskenderun dolaylarını da yavaş yavaş ele geçiren İskender, İskenderun dolaylarında kamp kurduğunda Pers hükümdarı 3. Darius kendisini Deliçay taraflarında ordusuyla beraber savaş için beklemekteydi. Büyük lakaplı Darius’un ordusu, Büyük İskender’in ordusundan daha büyük olmasına rağmen İskender’in yine dahiyane bir fikri vardı. Tüm ordusuna 6 metre uzunluğunda mızraklarla savaşa katılmasını emreden İskender, İskenderun yakınlarında yer alan İssos’ta Pers ordusuyla savaşmaya başladığında sayıca çok olmalarını dezavantaja çevirerek kendi ordusunda yer alan mızraklarla Pers ordusunun kendi ordusuna yaklaşmasını önlemiş ve onları kendi aralarında köşeye sıkıştırmıştır. Böylece İssos çarpışmasında Darius büyük bir bozguna uğratılarak ailesini dahi savaş alanında bırakıp kaçmasına sebep olacak bir yenilgiye uğratılmıştır. Bu galibiyetten sonra iyice güçlenen Büyük İskender, Fenike ve Suriye yönünde toprak fethetmeye devam etmekteydi. Bu bölgeleri de geçip M.Ö 330’da Media’ya girerek, çok fazla toprak fethettiğinden dolayı askerlerinin yorulması ihtimalini düşünerek Yunan askerlerini ülkelerine geri gönderdi. Bitmek tükenmez bir hırsla gittiği her yeri fethetmek isteyen İskender’in aklında “Asya’nın Efendisi” olarak anılmak vardır. Hazar kıyılarındaki bölgeleri ve Afganistan’ı da aldıktan sonra ordusunda bir takım yenilikler yapmak isteyen İskender, Makedonyalı ve Pers asıllı komutanları ordusuna almış ve bu durum bir kaç sıkıntıyı da beraberinde getirmiştir. Bu sıkıntılardan başlıcaları olan suikast girişimlerini engellemek adına çoğu komutanı öldüren İskender, gün geçtikçe daha da diktatör bir yapıya sahip olmaya başlamıştır. Bunun dışında yaşadığı dönemde uygarlıklar tarafından çok az bilinen Hindistan’ı da ele geçirmek isteyen İskender, yakın bölgelerde fethettiği topraklardaki askerleri alarak mevcut ordusunu daha büyüterek bu orduyla M.Ö. 327 yılında Baktriane’den ayrılmıştır. İndus nehrini geçerek Porus’un ordusuyla savaşıp pek çok da esir almıştır. Bu hırsla ilerlemeye devam ederken Makedonyalı askerleri çok uzun zamandır savaşmaktan hem yorulup hem de bıkarak İskender’e Makedonya’ya geri dönmek istediklerini söylemişlerdir ve İskender’in bu hayali yarım kalmıştır. Son olarak M.Ö. 323 yılında çok büyük bir eğlence organizasyonundan sonra rahatsızlanan Büyük İskender, bu rahatsızlığının üzerine bir kaç gün geçmesinin ardından 33 yaşındayken hayata gözlerini yummuştur. Ardından kendisi yüzyıllar boyunca, dünyanın en iyi komutanları arasında ve askeri olarak en zeki adamları arasında anılmaktadır.

 




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.