Menu

Biyoteknoloji nedir, uygulama alanları nelerdir

biyoteknoloji nedir

Biyoteknoloji terimi, insanların yaşam kalitesini arttırmak amacıyla üretilen sistem olarak ya da bu ürünlerde biyolojik proseslerin kullanılması anlamına gelmektedir. Bazı bilim insanları biyoteknoloji için Roma mitolojisinden esinlenerek “Janus-faced” yani “ikiyüzlü” demektedirler. Bunun nedeni; bir tarafta bu teknik sayesinde DNA ile oynama yapılması ve genlerin başka bir organizmaya taşınabilmesi mümkünken, diğer tarafta da sonuçları henüz daha test edilememiş ve risk analizleri yapılmamış ürünlerin ortaya çıkmasına imkan sağlamasıdır.

Biyoteknoloji terimini 1919 yılında ilk kez ortaya atan kişi, Hırvat bir mühendis olan Karl Ereky’dir. Her ne kadar son zamanlarda popüler olan bir kavramsa da yüzyıllardır kullanılan bir teknik aslında. Örnek vermek gerekirse; Antik Mısır’da oksijen olmayan ortamda mikrobiyolojik prosesler ile fermantasyon tekniği kullanılarak şarap üretilmekteydi. Yine Mısır’da günümüzden 4000 yıl kadar önce, ekmek yapımında fermantasyon yöntemi kullanılıyor ve yaklaşık 50 çeşit ekmek üretilebiliyordu. Çinlilerin böcek öldürücü olarak kullandığı Krizantem bitkisi, 19. yüzyıl sonlarında biyolojide en önemli mihenk taşı haline geldi. Bu dönemde mikroorganizmaların keşfi yapıldı. Mendel’in genetik üzerine gerçekleştirdiği çalışmalar başarıya ulaştı ve Koch, Pasteur ve Lister tarafından fermantasyon ve diğer mikrobiyal proseslerin araştırmaları için enstitüler kurulmuştur. Pasteur’ün yaptığı araştırmalar sonucunda, zararlı mikroorganizmaların ısıyla yok edilmesini sağlayan “pastörizasyon” prosesi oluştu. Henry Wallace adındaki ziraat uzmanı tarafından da biyoteknolojinin öncüsü olan melezleme prensipleri geliştirildi. Francis Crick ve James Watson da 1953 yılında DNA’nın yapısal modelini tamamladılar. DNA’nın bu sarmal yapısının keşfedilmesiyle birlikte, bir organizmadan başka bir organizmaya DNA transferi yapılmaya başlandı.

biyoteknoloji

İnsanlar üzerindeki uygulamalar:

Biyoteknolojik yöntemler sayesinde, ilaç ya da başkaca özel amaçlara yönelik üretilen pek çok protein bulunmaktadır. Bunlardan en önde geleni insülin ’dir. Vücuttaki kan şekerinin dengelenmesine ve düzenlenmesine yarayan insülin hormonu, diyabet hastalarında üretilememektedir. Bundan dolayı da 1920’li yıllarda inek ve domuz pankreasından ayrılan insülin diyabet hastalarına uygulanmıştır. Hayvansal bir insülinin insanlar üzerinde yaratabileceği düşünülen olumsuzluklar ve hayvan popülasyonunun artış gösteren diyabetli hasta sayısını karşılayamayacak olması, bu uygulamadan farklı alternatif uygulamaların arayışını tetiklemiştir. 1978 yılında Herbert Boyer’in California Üniversitesi’nde yapmış olduğu çalışma sonucunda, insan insülin geninin sentetik bir versiyonu, zararlı etkisi ile bilinen Escherichia Coli bakterisine yerleştirilerek saflaştırılmış, insan insülini olarak diyabet hastalarına verilmeye başlanmıştır. Diğer bir uygulama da, bir hastalığın tedavi edilmesi için DNA’nın hücre içinde başkalaştırılması olan gen terapisidir. Gen terapisi ile kristik fibroz, kanser ve AIDS gibi hastalıkların tedavileri geliştirilmektedir. Bundan başka PCR denen biyoteknolojik bir test şekli ile AIDS, Chlamydia ve Lyme gibi enfeksiyonlar hızlıca tespit edilmektedir.

Kriminal araştırmalarda kullanılan DNA parmakizi tekniği ile de olay yerinde bulunan saç, vücut sıvısı ve deri örneği gibi deliller, şüphelilerin DNA’ları ile karşılaştırılmaktadır. Babalık testinde de anne, baba ve çocuğun DNA’ları karşılaştırılmaktadır.




Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.