Menu

Ahir zamanda yeryüzünde hangi din hakim olacaktır

Allah, hak din İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarına güç ve iktidar vereceğini vadetmiştir. Allah’ın izniyle gerçekleşecek olan bu vaad Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir… (Nur Suresi, 55)

Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (Hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)

Allah, hak din İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılacağını, inanan kullarına güç ve iktidar vereceğini vadetmiştir. Allah’ın izniyle gerçekleşecek olan bu vaad Kuran’da şöyle bildirilmektedir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir… (Nur Suresi, 55)

Onlar, Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, Kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. Elçilerini hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyle ki onu (Hak din olan İslam’ı) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır; müşrikler hoş görmese bile. (Saf Suresi, 8-9)

Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur. (Tevbe Suresi, 32-33)

Kuran’da bildirildiği gibi, İslam ahlakının hakimiyeti Allah’ın bir vaadidir. Rabbimiz bu vaadini muhakkak yerine getirecektir. Yeryüzüne hakim olacağı bildirilen din ahlakı, Rabbimiz’in katında hak olan din ahlakı olacaktır. Bu dinin Hz. İbrahim’in hanif olan dini -yani İslam ahlakı olduğu- ise, son hak kitap olan Kuran’da şu şekilde bildirilmiştir:

Hiç şüphesiz din, Allah Katında İslam’dır… (Al-i İmran Suresi, 19)

Ayrıca Kuran’da, mümin toplulukların başlarında, mutlaka bir lider bulunduğu da bildirilmektedir. İçinde bulunduğumuz bu dönemde -ahir zamanda- ise, Peygamberimiz (sav)’in mütevatir hadislerinde bildirildiği gibi, İslam ahlakının hakimiyetinde müminlerin lideri, “Hz. Mehdi” olacaktır.

Pek çok hadiste, Hz. Mehdi’nin adının Peygamberimiz (sav)’in adına “muvafık” yani “uygun” olacağı da bildirilmektedir. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

Ey insanlar, muhakkak Allahu Teala size zalimleri, münafıkları ve onlara uyanları menetmiş ve size ümmeti Muhammed’in en hayırlısı olan ve Mekke’de bulunan, ismi Ahmed, babasının ismi Abdullah olan Hz. Mehdi’yi reis kılmıştır. Ona katılınız. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 31)

Gökten şöyle bir ses duyulacak: “Ey insanlar artık Allah cebbarları, münafık ve yardımcılarını sizden uzaklaştırdı. Ümmet-i Muhammed’in en hayırlısını başınıza getirdi. Mekke’de ona katılın, O Mehdi’dir. İsmi de Ahmed B. Abdullah’dır. Diğer bir rivayet: “Size Muhammed Ümmetinin en hayırlısı olan Cabir’i tayin etti. Mekke’de ona yetişin O Mehdi’dir. İsmi Muhammed B. Abdullah’tır!” (Kıyamet Alametleri, Medineli Allame Muhammed B. Resul El-Hüseyin El Berzenci, Pamuk Yayıncılık, 8. baskı, s. 165)

Peygamberimiz (sav)’in ismi olan “Muhammed” ve hadislerde Mehdi’ye işaret eden “Ahmed” isimleri, Arapça’da aynı fiilden gelmektedir: “Ahmed” daha fazla övülmeye layık, çok, en çok methedilmiş olan anlamına gelirken; “Muhammed” pek çok tekrar tekrar övülmüş, methedilmiş mealinde bir isimdir. Dolayısıyla anlam olarak -hadislerde belirtildiği gibi- birbirlerine “muvafık” yani “uygun”dur. Konuyla ilgili işari manada bir ayette ise şöyle bildirilmektedir:

… benden sonra ismi Ahmed olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti… (Saff Suresi, 6)

Musevi kaynaklarında ise hakimiyeti sağlayacak bu şahsa, “Mesih” (ya da Kutsanmış Kral) denilmektedir. Ancak asıl önemli olan, bu şahsa ne isim verildiği değildir. Bu mübarek kişi farklı şekillerde de adlandırılabilir. Kesin olan, Allah’ın “islam ahlakının hakimiyeti” vaadinin gerçekleşeceği ve bu olaya vesile olacak halis müminlere bir topluluk ve onlara önderlik edecek mübarek bir şahsın var olacağıdır.

Musevilerin “Mesih”, Müslümanların “Mehdi” Sıfatıyla Bekledikleri, Aynı Mübarek Şahıstır

İlahi dinlerde “beklenen kurtarıcı” olarak da ifade edilen “Mesih” terimi, Müslümanlarda “Mehdi” inancının tezahürüdür. İslamiyet’teki “Mehdiyet”, Musevilerin kutsal kabul edilen kaynaklarında “Mesih” olarak geçer. Ancak Hıristiyanların “Mesih” olarak yeryüzüne ikinci gelişini bekledikleri Hz. İsa, “Mehdi (AS)” değildir. Müslümanlar da Hz. İsa’nın ahir zamanda yeniden dünyaya geleceğine inanmaktadırlar; ancak Hz. İsa geldiğinde Medhi (AS)’a tabi olacak, Allah’ın izniyle yegane hak din olan İslam ahlakının yeryüzüne hakim olmasına birlikte vesile olacaklardır.

Peygamberimiz (sav)’den aktarılan sahih rivayetlere göre “Hz. İsa namazını Hz. Mehdi’nin arkasında kılacaktır.” (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 24) Bu rivayet diğer hadislerde şöyle haber verilmektedir:

Hz. İsa semadan nüzul edecek ve onun emirliğini kabul edecektir. Hz. İsa’ya “Bize namaz kıldır” denilecek, ancak o, “Emir sizin içinizdedir” karşılığını vererek, “Bu Allah’ın ümmeti Muhammed’e bir ikramıdır.” diyecektir. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 24)

Hz. Mehdi müminlerle beraber Beytül Makdis’de sabah namazı kılarken, o sırada nüzul eden Hz. İsa’yı takdim edecek ve Hz. İsa ellerini onun omuzuna koyarak, “Namazın kaameti (namaz için seslenilmesi) senin için getirildi, bu yüzden sen kıldır” diyecek ve nihayet Hz. Mehdi, Hz. İsa ve müminlere imam olarak namazı kıldıracaktır. (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 25)

Peygamberimiz (sav)’in sahih hadislerinde Hz. İsa’nın Hz. Mehdi ile aynı dönemde ortaya çıkacakları ve İslam ahlakını tüm dünyada yerleşik kılma amacıyla birlikte mücadele edecekleri bildirilmiştir. Pek çok sahih hadiste yer alan bu bilgiler, Hz. İsa ile Hz. Mehdi’nin ortaya çıktıkları dönemde biraraya geleceklerini ve karşılıklı diyalog içerisinde olacaklarını göstermektedir.

Musevilerin bekledikleri Mesih ise, aslında Mehdi (AS)’dır. Musevi metinlerinde Mesih terimi tüm krallar, yüksek rahipler, bazı savaşçılar için de kullanılmıştır. Dolayısıyla “Mesih” kavramı Musevilikte, “Allah’a hizmetle görevli, O’na yakın” kimseleri nitelendiren bir sıfat olarak kullanılmaktadır. Ancak Musevilerin günümüzde bekledikleri Mesih, “Allah tarafından ahir zamanda yeryüzüne gönderilecek ve yeryüzünü hakimiyeti altına alarak, insanları Allah’a, O’nun doğru yoluna yöneltecek bir elçi, bir dini lider”dir; ki bu tanım da Müslümanlıktaki Mehdi (AS)’a aittir.

Ayrıca Tevrat’a ve Musevilerin diğer kutsal kaynaklarına bakıldığında, “Mesih” olarak anlatılan kişinin Mehdi (AS)’ın özelliklerine sahip olduğu, faaliyetlerinin ve dünyada vesile olacakları değişikliklerin de aynı olduğu görülmektedir. Dolayısıyla Musevilerin ahir zamanda bekledikleri Mesih, Mehdi (AS)’dır.

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, Mehdi’nin peygamber nesli olan Ben-i İsrail’e (İsrailoğulları’na) benzerliği bu bakımdan manidardır. Söz konusu hadislerden bir kısmı şöyledir:

Hz. Mehdi’nin boyu, posu sanki Ben-i İsrail ricalindedir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, s. 36-29)

Cismi, İsrail cismidir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 24)

Mehdi sanki Ben-i İsrail’den bir adamdır. (Tavrı onlara benzer yani heybetli ve akıllı) (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, s. 23-30)

Hz. Mehdi’nin bedeni İsraili’dir. Hz. Mehdi, sanki Ben-i İsrail ricalindendir (önde gelenlerindendir). (İbn Hacer El Mekki)

Cismi, İsrail bünyesi gibidir. (Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

(Dış görünüşü) sanki İsrailoğullarından bir insana benzemektedir. (Ukayli “En-Necmu’s-sakıb fi Beyanı Enne’l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale’t-Temam ve’l kamal”)

Sanki o, İsrailoğullarından bir adam gibidir. (Nuaym b. Hammad, vr. 52a; Mer’iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi’si “Fevaidu Fevaidi’l Fikr Fi’l İmam El-Mehdi El-Muntazar”)

Musevilerin kutsal kitabı, “Eski Ahit” olarak da bilinen 39 kitaptan oluşur. Bunların ilk 5′inin, Hz. Musa’ya vahyedilen Tevrat’ın bölümleri olduğu kabul edilir. Diğer kitaplar ise, Tevrat sonrasında, diğer Yahudi peygamberlerine vahyedilen veya hayatlarını anlatan yazılardır. “Tevrat” kelimesinin Eski Ahit’in tümünü kast edecek biçimde kullanıldığı da olmaktadır. Bu kitapta, söz konusu kullanım kabul edilmiş ve tüm Eski Ahit kitapları “Tevrat” olarak nitelenmiştir.

Yorum yapmayı unutmayın!

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.